Gökmen arabasına doğru giderken Göker’i aradı. Gün içinde Erdem ile gelen karşılaşmasından sonra Gökçe ile ikisini eve yollamıştı. Durum raporu şarttı.
“Alo.”
“Efendim abilerin en kralı.”
“Evde misin Göker? Boş yapma bana, dediğinde her ne kadar haklı olsan da konumuz bu değil dökül.”
Göker gözlerini devirip annesi ile göz göze gelince hafifçe öksürdü.
“Evdeyim, evdeyim hatta anneme masayı kurması için yardımcı oluyorum.”
“Aferin. Gökçe ne yapıyor.”
Göker annesine kısa bir bakış atıp tamamen masaya odaklanmış numarası yaptı. Tabak kaşık çatalların yeri düzgün olsa da değiştiriyor sonra tekrar eski haline getiriyordu.
“Valla majesteleri gelir gelmez odasına çekildi, ses seda yok ara bir yokla istersen. Bana “ikizim olduğun halde zerre anlamıyorsun beni” diye bağırdı. Sonra odasının kapısını yüzüme çarptı. Annem de üstüne gitmedi.”
Annesine kısa bir bakış atıp onun ters bir bakışını görmediğinde derin bir nefes aldı. Elinde tuttuğu kepçeyi her an başına yeme riski vardı sonuçta.
Gökmen arabasına binip kemerini takarken Göker’in dediklerini tek kaşını kaldırarak dikkatle dinliyordu. Göker’in kurduğu son cümle ile “Tamam eve geliyorum bende bu akşam yemekte sizleyim. O zaman görüşürüm süpürgesiz cadıyla, var bir karın ağrısı onun haydi hayırlısı.” deyip Göker’in cevap vermesini beklemedi ve telefonu kapadı.
Yol boyunca radyoda açtığı şarkılara eşlik edip Ebrar’ı aklına getirmemeye çalıştı. Gün boyunca yaptıklarını iyi ki de yapmıştı ona göre. Yapmasa için de kalırdı. Duru ise günün farklı bir boyutu olmuştu. Bir ihale artık bu gidişle onu yavaştan şirkete bağlayacak gibi geliyordu. Şirket’e istemeye istemeye gitmeye başlayacaktı. İhalenin bir kopyasını eve giderken babasından almayı aklına yazdı. İyice kafa yorması lazımdı bu işe farkındaydı.
Gökçe eve geldiği gibi kendisini odasına atmış yatakta cenin pozisyonuna girmiş bir şekilde karşısındaki duvara boş boş bakmaktan başka bir şey yapmıyordu. Bu zamana kadar etrafında pervane olan erkekleri düşündü. Hepsi dış görünüşe önem vermiş hiç biri düşüncelerini merak etmemişti Gökçe’nin... Şimdi hiç beklenmedik anda kalbi bir adam için zorlanıyor, kendini kaybediyor, bocalıyordu. Ve adam aşık olunan kişinin kendisi olduğundan bir haberdi. Başka birisini düşünüyordu. Gökçe’nin kırdığı bir pot onun aslanı kediye çevirme planını baltalamıştı. Ama farkında bile değildi ki. O aslan gibi duran adamın içindeki çocuğu çoktan uyandırmıştı. O da kendisi gibiydi ama işte kalkanlarını bir tek birbirlerine karşı indirmiyorlardı. Erdem’in bugün dibine kadar girişi karşısında, duruşundan taviz vermediği için kendisini tebrik etti. Ama Erdem’in kurduğu cümle ile sarsılması ve kekelemesi kendisine kızması için yeterliydi. Adam resmen kulağına doğru “Aşkından insanlara olmadığın biri gibi imaj sergileme.” demişti. Olmadığın biri... Erdem onu çözmüş müydü de böyle bir cümle kurmuştu. Başını sağa sola sallayıp kendi kendine gülümsedi. Daha Göker bile onu çözememişti, ikizi olmasına rağmen. Erdem mi çözecekti. Külahına anlatsaydı ya.
“Aptal herif.” diyerek mırıldandı. Sonra bakışı duruşu ses tonu aklına gelince tavana doğru baktı.
“Ne aptalı ya aptal olan benim adam Herkül gibi mübarek yontulmamış odun. Karşısında süt dökmüş kediye dönüyorum resmen ve fark etmiyor bile!”
Kucağındaki yastığı başının altına alıp uzandı. Bundan sonra kafeye gitmemesi belki kendi için iyi olur diye düşündü ama abisine ne diyecekti... Bir süre düşündü. Ardından çekmecenin üzerinde duran telefonuna uzandı. Rehbere girip tiki arkadaşlarından en çenebaz olanı buldu ve aramaya koyuldu. Telefonun fazla çalmasından açılması ile hiç şaşırmadı. Ne de olsa arkadaş ortamında popülerdi.
“Gökçeeeee!”
“Seda? Bağırmasana kızım!”
“Ay özür dileriim! Ne haber ya, yoksun ortalıkta adamakıllı, mekanlar sensiz çekilmiyor kızııım!”
Yayvan bir şekilde konuşan arkadaşına elinin tersiyle ağzının ortasına çarpma isteğini bir kenara koymaya çalıştı, sonuçta yarın cümbüş olacaktı. Eh abisi sonucunda kendisine kafeye gelmemesini belirtirdi herhalde.
“Abimin kafesinde takılıyorum genelde ondan. Ne diyeceğim yarın bizimkileri topla ve sana atacağım konuma gelin eksik istemiyorum.”
“Tabi canım sen konum at yeter.”
“Tamam.” dedikten sonra telefonu kapayıp zafer elde etmiş gibi gülümsedi. Tiki arkadaşlarına Göker ve Gökmen kıl oluyordu. Yarın mekanda yapacakları hareketleri düşünüp kahkaha attı. Abisi göz yumamazdı. Hele aralarında ona haddinden fazla yaklaşan Atakan olduğunda Gökmen kovardı hepsini kafeden uygun bir dille. Buna emindi. Kapısının tıklatılmasıyla oturur pozisyona geçti.
“Gel.”
Hafif açılan kapıdan Gökmen başını içeri uzattı. İyi insan da lafının üstüne...
“Rahatsız ediyor muyum cadı?”
“Sen miydin abi gel, gel.”
Gökmen kapıyı açıp içeri girdikten sonra kapıyı kapatıp yatağın ucuna oturdu.
“Duyduğuma göre atarlanılmış.”
“Göker söyledi dimi?”
“Kaç yaşınıza geldiniz hala büyümüyorsunuz.”
“Abi yapma.”
“Gökçe neyin var?”
Gökçe duruşunu dikleştirirken bir şeyim yok dercesine başını salladı. Gökmen başını sağa doğru eğip çapkın bir şekilde gülümsedi.
“Ah! Bu gülümseme bende etki etmiyor adamım!”
Kahkahası odada çınlanan Gökmen’e yanındaki yastığı fırlattı.
“Abi ya!”
Gökmen yastığı kolunun altına koyup yastığa yaslandı.
“Dinliyorum hadi yorma beni, gün içinde yeterince yorulduğumu düşünüyorum.”
“Okul, dersler-“
“Hadi ordan süpürgesiz cadı, sen okulu bu zamana kadar hiç takmadın. Bana bununla gelme.”
Gökçe şok olmuş bir şekilde ağzını beş karış açıp abisine bakarken Gökmen yüzünü buruşturdu.
“Dalağına kadar görüyorum şu an kapa ağzını kapa!”
Gökçe ağzını kapayıp alınmış bir bakış attığında Gökmen uzanıp burnunu sıktı.
“Asıl konuyu söyle.”
“Neden beni kimse sevmiyor?”
“Kim sevmiyormuş. Kızım ben seviyorum ya seni sonra babam annem-“
“Hayır öyle değil...” Utanarak abisine kısa bir bakış atıp diğer yastığı kucağına koydu. Püskülleriyle oynarken sessizleşti. Gökmen kardeşindeki bu duygusal değişimi gördüğünde gözlerini kıstı. Bu kızın aklında biri olmalıydı? Yoksa bu hallere girmezdi. İyi de kimdi?
“İnsanlar doğru zaman, doğru yer ve en önemlisi doğru mekana geldiklerinde asıl sevgiyi anlar. Belki de sen henüz doğru zamanda değilsin.”
“Ya doğru zaman olduğuna inanıyorsam ama karşı taraf farkında değilse?”
“Belki o da farkındadır, bocalamış olabilir. Ya da inatçıdır kabullenmek istemiyordur. Ya da başka sebepler...”
“Abi sen doğru zaman, doğru yer ve doğru mekanda olduğunu hissettin mi?”
Gökmen başını tavana doğru çevirip kendini gerisin geri yatağa attı.
“Valla ben değil de üniversitedeyken çok kız kendisi için doğru kişinin ben olduğumu iddia etmişti. Sonuçta hepsi şu an evli... Sanırım ben kısmet açmakta doğru kişiyim.”
Daha sonra kendisi için düşündüğünde dudaklarını bilmem dercesine büzüp kız kardeşine baktı. Gökçe anladım der gibi başını salladığında aşağıdan annesinin kendilerine seslenmesiyle yattığı yerde doğruldu.
“Hadi aşağı inelim. Sonra konuşmaya yine devam ederiz. Bu arada Göker sanırım dediğin cümleye fazla içerlemiş-“
“Özür dilerim tamam.”
“İşte benim iyi kalpli süpürgesiz cadım.”
Ebrar eve gelip sessizlikle karşılaştığında boş bir şekilde etrafına baktı. İnsan kendi kendine kaldığında düşünceleri devreye giriyordu. O düşünceler önce azar azar sonra birden kendisini boğmaya başlıyordu. Bu gece bunun olmasına izin vermek istemedi. Başını sağa sola sallayıp elini çantasına attı. Çantasından telefonu çıkartıp direk Nehir’i aradı. O iyi gelirdi ona. O anlardı. İçindekileri söyler, susulması gerekiyorsa beraber susarlardı. Konuşulması gerekiyorsa Nehir doğru lafı söylerdi. Telefon fazla çalmadan açıldı.
“Efendim Ebrar.”
Lafı eveleyip gevelemeden direk konuya girdi.
“Bu gece bende kalsana.”
Nehir eve geleli beş dakika olsa dahi oturduğu koltuktan kalkıp çıkışa yöneldi.
“İyi misin kuzum?”
Ebrar etrafa kısa bir bakış attı. Biraz daha fazla sessizlik içinde kalsa iyi olmayacaktı.
“Gel hadi bu sessizlik beni bir gün boğacak diye korkuyorum.”
Nehir evin anahtarını cebine atıp evden dışarı çıktı. Ebrar’ın kurduğu cümleyle kaşlarını kaldırıp kısaca “Tamam.” dedi ve telefonu kapadı. Olabildiğince hızlı bir şekilde Ebrar’ın evine gitmek için apartmandan ayrıldı.
Erdem, evine girdiğinde önce selam verdi. Sessiz bir karşılama ile hafifçe tebessüm etti.
“Delirmeye başladı bu adam diyecekler yakında bana.”
Açık olan evin kapısını kapatıp içeriye doğru yönlendirdi adımlarını. Üzerindeki gömleği çıkartıp tişört ile kaldığında koltuğa kendini bıraktı. Gözü kitaplığına takıldığında kendine kızdı. Adamakıllı kitap okumuyordu ne zamandır, yeni aldığı kitaplardan birini uzanıp aldı.
Arka kapak yazısını tekrar okudu. Yanına usulca bırakıp kalkıp elini yüzünü yıkayıp kendine geldi. Rahat kıyafetlerini giydikten sonra koltuğa uzanıp kitabı tekrar eline aldı. Kenardaki radyoya uzanıp eskileri açtı. Duyduğu türküyle tekrardan kendi kendine gülümsediğinde şarkının bitmesini bekledi. Sözler onu alıp götürüyordu.
Ne demişti şair: “Aşk deyince ötesini arama...” Karşısındaki boşluğa daldı. Bittiğinde kitabı eline alıp ilk sayfayı açtı.
Hayat, zamana sahip olmanın zenginliğidir. Yaşadığımız zamanınsa kalitesinde gizlidir.
UMUT GÜNER
Kendi kendine gülümseyip okumaya devam etti. Bir yazar neden böyle bir cümle ile başlardı ki yazmaya. Sayfalar geçiyor, zaman bitiyor. Bir başka başlık devreye giriyor. Farklı bir yere alıp götürüyordu Erdem’i. Kitabı okurken kimi yerinde duraksayıp gözünün önünde beliren yaşadığı anları yok etmeye çalışıyordu. Bazen bir cümle de takılı kalıyor defalarca okuyordu. Beynine kazımak ister gibi. Bir şeyleri kendine kabullendirmek ister gibi. Satırlardaki gizli anlamlara güveniyordu. Bu geceyi bu kitapla sonlandıracaktı...
Nehir, Ebrar’ın yanına geldiğinde Ebrar binanın girişinde onu bekliyordu. Koşar adım yanına gittiğinde Ebrar onu fark etti.
“Çabuk geldin?”
“İyi değildin.”
İşte bu cevap bazı şeyleri uzun uzadıya anlatmaya gerek bırakmıyordu. Ebrar Nehir’i kendine çekip sıkıca sarıldığında aynı karşılığı gördü.
“O zaman yukarı çıkalım hadi. Gece uzun gibi.”
“Biter mi sence?”
“Bitmez.”
Beraber eve girdiklerinde Nehir ilk önce ışıkları yaktı. Kendini koltuğa bırakıp derin bir nefes aldı. Ebrar’da yanına geldiğinde bir süre sessizce durdular.
“Eee?” diyerek Ebrar’a bakan Nehir konuşmaya bir yerden başlaması gerektiğini belirtti. Ebrar kollarını göğsünde birleştirip çenesini dikleştirdi.
“Öncelikle o kek tarifi bana ait.”
Nehir elini alnına vurup başını geriye attığında gülmeye başladı. Ebrar’ın tepkileri onu güldürüyordu. Ebrar ona alıngan bir bakış attığında ciddileşmeye çalıştı. Ellerini sakin ol dercesine kaldırıp hafifçe öksürdü.
“Tamam bu konuya el atılacak ama kafanı karıştıran ve seni kıran nokta bu değil kandırma kendini.”
Ebrar yandan bir bakış atıp Nehir’i süzdü. Haklıydı. Asıl nokta Tolgaydı. Çalan telefonu ile çantasını eğilip yerden aldı. İçinden telefonu almaya çalışırken ısrarla çalan telefona karşılık Nehir sıkıntılı bir nefes verdi.
“Bul artık şunu.”
“Ah tamam buldum bir saniye.”
Çantanın içinden telefonu çıkartıp ekranı Nehir’e çevirdi. Tolga arıyordu.
“Açsana kızım.”
“Ne diyeceğim!”
“Ne demek, ne diyeceğim!”
“Bugün çok kötü oldu Nehir o ve ben onun ardından bile gidemedim.”
“Aç şu telefonu yoksa daha kötü olacak çocuk.”
Ebrar’ın tedirginlikle bakmasına aldırmadan cevapla kısmına dokundu ve sesi hoparlöre aldı. Ebrar kendisine gözlerini pörtletmiş bir şekilde baksa da umursamadı.
“Ebrar.”
Tolga’nın bitkin sesiyle ikisi de yüzünü asarak birbirine baktı. Nehir geriye doğru yaslanırken Ebrar boğazını temizledi.
“Efendim.”
“Ebrar.”
“Efendim Tolga.”
“Ben bilmeden yanlış bir şey mi yaptım?”
Nehir dudaklarını toparlayıp başını geriye doğru attı. Ebrar ise kendini tutuyordu. Tolga hiçbir şey yapmamıştı. O suçsuzdu. Belki sadece kendisini sevmesi yanlıştı.
“Hayır Tolga. Yanlış hiçbir şey yapmadın sen.”
“Ebrar, bize ne oluyor?”
“Bilmiyorum.”
Derin bir nefes alıp veren Tolga başka hiçbir şey demedi. Hattın diğer ucunda balkona çıkmış sigara yakmıştı. Aklına bugün Gökmen’in Ebrar’a dokunduğu an o yakıştırmalar geliyor gözleri sızlıyordu. Fazlalık mıydı Ebrar’ın hayatında. Bu düşünceyle sarsılıp telefonu Ebrar’ın yüzüne kapadı. Olduğu yere çöküp yanağından bir damla yaş süzüldüğünde, Ebrar Nehir ile diğer tarafta sessizce birbirine bakmaya başladı.
Seven bir adamın çırpınışı vardı ortada. Sevgisini hak etmediğini düşünen bir kadın vardı diğer tarafta. Bazen sevmek tek başına yeterli olmuyor, hayat kendi planlarını devreye koyunca iki tarafta tepetaklak oluyordu. İnsanlar duygularını sorguluyordu. Gerçekliği düşünüyorlardı...
Ertesi sabah her şey rutin bir şekilde devam ederken Ebrar karşılarındaki kafeye alıngan bir bakış atıp Nehir ile bakıştı. Nehir dün geceden beri abarttığını söylüyor ama o inatla laflarında diretiyordu.
Bugün Nehir, Erdem, Göker ve Gökçe oturup adamakıllı konuşacaktı, başka olabilitesi olmayacaktı bu işin.
Erdem onlardan önce gelmiş kendini mutfağa atmıştı. Ebrar’ın ve Nehir’in geldiğini fark ettiğinde mutfaktan çıktı.
“Günaydın.”
Nehir dudaklarını o şekline sokup kaşlarını kaldırırken “Bizden erkenci birileri var meslek aşkına bak bee.” dedi.
Erdem gözlerini alayla kısıp Nehir’e baktıktan sonra Ebrar’a döndü.
“Bugün nasılsın bakalım?”
Ebrar dudaklarını büzüp omuzlarını kaldırıp indirdi.
“Bilmem, güne iyi olarak başlasam sonunda dibe vurduğum için. Hayat bu sabah ne taraftan balyozunu vuracak emin değilim.”
“Abartma kızım. Silkelen kendine gel. Bak elim iyi durumda. Kasa sende bugün ona göre. Haydi kaçtım ben mutfağa. Nehir iki dakika yanıma gel.”
Nehir başını sallayıp çantasını bir masaya bırakıp hızlıca gitti arkasından. Mutfağa girdiklerinde Erdem “Ebrar’ın gelip gelmediğine bak.” dedi. Nehir kontrol edip Ebrar’ın olmadığını fark ettiğinde Erdem’e “Temiz.” diyerek döndü.
Erdem sabır dilercesine tavana çevirdi bakışlarını. Bu kız bu aralar kendisini fazlaca alaya mı alıyordu, ona mı öyle geliyordu emin değildi.
“Dün Ebrar ile akşam adamakıllı konuştun mu?”
“Sen nereden biliyorsun ki ona gittiğimi?”
“Dükkana sadece sen onda kaldığın zaman beraber geliyorsunuz da ondan. Hadi dün akşamı özet geç durum ne?”
“Kek konusunda hala ısrarcı.”
“Olmaz böyle.”
“Bende öyle düşündüğüm için bugün sen ben Göker ve Gökçe oturup konuşmalıyız.”
Erdem duyduğu cümleyle başını Nehir’e doğru eğerken duyduklarının yanlış olmasını diledi. Bu kız şaka mıydı?
“Ne var! Gökmen’de kesin kararlı, oturup anca biz orta yolu bulabiliriz. Bence kardeşleri de bu konuda oldukça sıkıntılı. Orta yolu bulma konusunda yardımcı olurlar.”
Erdem, Gökçe ile bir masada oturup bir konuda aynı fikirleri düşünebileceğinden emin değildi. Göker neyse de birileri fazlaca sabrını zorlayacaktı yüksek ihtimalle. Dişlerini sıkıp Nehir’e kısaca “Tamam.” dedi. Nehir gülümseyerek başını salladı.
“O zaman akşama doğru onların kafesine gideriz.”
“Biz niye gidiyoruz kızım.”
“E dün Gökçe’nin yaptığı hadsizlikten sonra ayağımıza çağırırsak daha da afra tafra yapar matmazel de ondan. Büyüklük bizde kalsın üstad.”
Erdem Nehir’in kurduğu cümleyle gülmeye başladığında Nehir de ciddiliğini bozmamak için çabaladı. Sadece birkaç saniye sonrasında ikisinin da kahkahası mutfakta yankılandı.
Gökmen, Göker ve Gökçe’yi evden almadan kafeye geldi. Etrafı toplayıp genel temizliği yaparken Ebrar’ın karşıda dik dik kendisine baktığını fark etti. Sabır çekip elindeki işe odaklanmaya çalıştı. Bu kız bir kek için resmen düşman kesilmişti kendine. Kendi kendine gülüp önüne döndü. Ebrar’ın bu harekete karşılık arkasını döndüğünü hissetti. Omzunun üstünden kısa bir bakış attığında hissinde yanılmadığını anladı. Gökçe o esnada süslü bir şekilde kafeye girdiğinde merakla ona döndü. Normalde özellikle kafeye gelirken spor takılırdı. Yanına gelip yanaklarından cıvık bir şekilde öptüğünde bir bit yeniği olduğunu anladı.
“Eee söyle bakalım derdin ne?”
“Aşk olsun abiciğim ne derdi.”
Göker arkasından kafeye girdiğinde Gökçe’nin dediğine dil çıkartıp Gökmen’e baktı.
“Tikican tayfası gelecekmiş bugün ondan.”
Gökmen kaşlarını havaya kaldırıp “Öyle mi?” derken Gökçe’ye döndü. Gökçe kedi gibi kendisine sokulmaya başladığında kıyamadı.
“Gelsinler tabi.”
Göker elini alnına vurup “Yapmaa!” dediğinde iş işten geçmişti. Gökmen onayı vermişti. Gökçe ise kovulacağı zamanı dört gözle beklemeye başlamıştı...
Gün içinde esnaf kendi halinde ekmeğinin peşinde koştururken kafeler arası soğuk savaş esmeye devam ediyordu. Erdem işinin bitmesine yakın mutfaktan çıktı. Ebrar kasanın olduğu tarafta müzik listesini değiştiriyor, bir yandan çalan şarkıya eşlik ediyordu. Müşteriye düne nazaran daha iyi görünüyordu. Bu haline Erdem gülümseyip Nehir’e bakındı. Karınca gibi oradan oraya gidiyor, sipariş alıyor, bir tarafa elindeki tepsideki içecekleri bırakıyordu. Aynı zamanda müşteri ile kendi aralarında şakalaşmaktan geri kalmıyordu. Onun kasaya doğru gelmesini bekledi bir süre. Nihayet Nehir ona doğru yürümeye başladığında derin bir nefes aldı.
“Şu konuşma mevzusunu yapacaksak yapalım az kaldı benim işimin bitmesine, bir de konuşacağız diye vakit öldüremem boşu boşuna.”
Nehir başını sallarken elindeki boş tepsiyi tezgahın üzerine koyup karşı kafeye baktı. Kalabalık bir grup el şakalarıyla mekana giriş yapmıştı. Göker ve Gökçe fırsat bulabilir miydi ki o kalabalıkta? Erdem’in fikrini değiştirmesine izin vermeden “Tamam bir yarım saat sonra gidip konuşuruz.” dedi. Erdem homurdanarak onu onaylarken mutfağa geri döndü.
Gökçe’nin tiki grubu kafeye giriş yaptığında Göker eliyle yüzünü sıvazladı. Yanında duran abisine “Kavga çıkmazsa iyidir.” dedi. Gökmen kaşlarını çatıp ona kısa bir bakış attıktan sonra, arkadaşlarına neşeli görünen Gökçe’ye döndü. Biraz daha iyi görünüyordu sanki. Aralarından birinin Gökçe’ye fazla sarıldığını fark ettiğinde bedeni kasıldı. Kimdi bu? Gökçe çocuğu kendinden uzaklaştırırken çocuk yanağından zorla bir makas aldı ve gevşek bir şekilde güldü. Gökmen bir elini yumruk yapıp Göker’in kurduğu cümleye içten içe onay verdi. Kavga çıkmasa iyi olacaktı.
“Atakan cıvık cıvık hareketler yapmaz mısın lütfen geçin oturun millet en arkadaki masaya doğru hadi hadi!”
Gökçe’nin komutuyla arkadaşları o masaya doğru giderken etraftaki müşteriler yerlerinde rahatsız bir şekilde kıpırdandı. Ortamda gereksiz bir ses vardı. Bu ses onlardan ibaretti. Gökmen başını sağa ve sola doğru esnetip kasaya döndü.
“Göker git şu tikilerin siparişini al hadi.”
“Gökçe alsın, sonuçta onun arkadaşları.”
“Oğlum hadi. Gökçe şimdi alınır, darılır. Cidden şu kızı bir kez anla.”
Göker oflayıp eline sertçe menüleri aldıktan sonra onlara doğru yürümeye başladı. Gökçe masanın başına oturmuş gruba hakim bir şekilde durmuştu. Göker iğneleyici bir şekilde ona “Pardon Gökçe hanım.” dedikten sonra elindeki menüleri gelenlere dağıttı, aslında yüzlerine atar gibi savurdu desek daha doğru olur. Gökçe dişlerini sıkıp Göker’e baktığında Göker omuzlarını silkip Gökçe’nin omzuna elini koydu.
“Evet fazla boş yapmanızı beklemeden direk siparişleri verin.”
Atakan hafifçe öksürerek Göker’in kendisine bakmasını sağladığında Göker ciddi tavra bürünmüştü.
“Hayırdır sorun mu var kardeşim?”
“Gökçe’nin omzundan elini çekseniz sorun ortadan kalkacak.”
Masada oturan diğer kişiler Atakan’ı uyarmaya çalışırken Seda gözlerini pörtleterek yanında duran Atakan’a bakıp dişlerinin arasından “Kapa çeneni.” dedi.
Atakan tiki grubuna yeni dahil olanlardandı ve Gökçe’nin ikizinden haberi yoktu. O gruba dahil olduğundan beri de Gökçe zaten grupla pek takılmıyordu. Onun hakkında fazla bilgi edinememişti. Göker kaşlarını çatıp Atakan’a doğru eğildi.
“Sen kim oluyorsun concon?!”
“Bu sizi ilgilendiriyor mu?”
Gökçe yapmacık bir şekilde kahkaha atıp Göker’in omzunda duran eline vurdu.
“Göker şaka yapma artık hadiiii, arkadaşlara hizmet et.”
Gökçe kurduğu cümle ile Göker’in bam teline bastığının farkındaydı. Abisi birazdan oluşacak kargaşa sonrası kendisini mahalleye bile sokmama kararı alabilirdi. Göker’in kendisine attığı öldürücü bakışa karşılık yüz ifadesini değiştirmedi. Atakan’da kurduğu cümle ile kahkaha attığında olan oldu ve bir harp savaşı başladı.
Göker yumruğunu Atakan’ın yüzünde patlattığında masada oturan diğerleri birden ayaklandı. Kızlar çığlık atıyor, erkekler de Göker’i Atakan’ın üzerinden almaya çalışıyordu. Müşterilerden çoğunluğu bu çıkan arbedede kasaya yönelip Gökmen’den hesap istiyor ardından hızlıca kafeyi boşaltıyorlardı. Gökmen sinirlerine hakim olmaya çalışarak gençlerin olduğu tarafa doğru yürürken tiki tayfadan birkaçı Gökmen’i fark edip geri çekildi. Atakan Göker’in yüzüne yumruk atmak için elini havaya kaldırdığında Gökmen tek hamlede hiçbir yüz kasını oynatmadan tepkisiz bir şekilde havadaki eli bileğinden yakaladı.
“Şimdi seni bir kez uyarıyorum. Üç saniyen var üç saniye içinde burayı terk ediyorsun.”
Atakan kendisine şaşkın bir bakış attıktan sonra Gökçe’ye döndü. Tek bildiği abisinin kafesine geldiğiydi bu da abisiyse batırmıştı durumu kendince. Ama haberi yoktu ki o üç kardeşin gözünde önemsiz bir şeydi. Sadece Gökçe için bir piyondu o kadar.
Gökmen “Bir.” dediğinde bileğini hızla ondan çekip masanın üzerinde duran telefonunu ve cüzdanını kaptı ardından kimseye bakmadan çıkışa yöneldi. O çıkarken içeri girmek üzere olan Erdem ve Nehir ikilisi apar topar uzaklaşan kalabalığa anlam veremedi. Atakan Nehir’in omzuna çarpıp geçerken Nehir acıyla inledi.
“İnsan görünümlü hayvan!”
Erdem elini Nehir’in omzuna götürüp acısını hafifletmek için okşarken hızla giden Atakan’ın ardından bağırdı.
“Baksana sen bir buraya. Hop!”
Atakan duraksayıp omzunun üstünden kafenin girişinde duran ikiliye baktı. Nehir yüzünü buruşturmuş bir şekilde ona sinirle bakıyor Erdem kaşları çatık bir ifadeyle kendisini süzüyordu. Kendisine mi seslenmişti anlamadı.
“Bana mı dediniz?”
“Evet sana dedim.”
Atakan kaşlarını kaldırıp Erdem’e meydan okuyan bir bakış attığında Erdem Nehir’in kulağına eğilip içeri girmesini söyledi. Nehir kafeden içeri girdikten sonra Atakan’a doğru yönlendirdi adımlarını. Tam dibine geldiğinde omzuna sert bir şekilde yumruk attı. Atakan acıyla yüzünü buruşturup bağırdığında içeriden tiki tayfanın geri kalanı çıkıyordu. Öne doğru eğildiğinde Erdem ensesinden tutup kulağına yaklaştı.
“Bir daha yanlışlıkla bile olsa bir kadına zarar vermemeyi öğren. Kısasa kısas.”
“Ben fark etmedim...Özür dilerim... Ben...”
“Hii Atakan! Ay bir an önce gidelim buradan çocuklar hadi alın Atakan’ı arabaya götürün!”
Seda alelacele konuşurken Erdem’e anlamsız bakış atmayı ihmal etmedi. Erdem Atakan’ı mikropmuş gibi ileri doğru bıraktığında Atakan sendeledi ve kendisine bakmadan omzunu tutup arkadaşlarının desteğiyle sokağın çıkışına yöneldi.
Erdem ardından Gökmen’lerin kafesine girmek için hareketlendiğinde Gökmen’in kafenin kapısında kendisine bakıp güldüğünü gördü.
“Hayırdır?”
“İyi yapıştırdın omzuna, bana da öğret bir ara.”
“İstersen seve seve üstünde uygularım.”
Gökmen alıngan bir bakış atıp gözlerini kıstı.
“Nehir içeride ben dışarıyı toparlayayım. Sanırım bizimkilerle konuşmak istediğiniz bir durum var.”
Erdem cevap vermeden içeri girdiğinde Nehir, Gökçe ve Göker bir masa da oturmuş kendisini bekliyorlardı. Gökçe’nin yüzü asık, Göker’in ise memnun bir ifadesi vardı. Nehir’in hala omzu sızlıyor kendisini sıkıyordu, yanına oturduğunda Göker’e bakışlarıyla selam verdi. Göker sırıtarak selamına karşılık verdiğinde Gökçe’ye bakmamaya özen göstererek Nehir’e döndü.
“Hoş geldin Erdem.”
Gökçe’nin sesiyle bakışlarını ona çevirdiğinde başını salladı.
“Hoş buldum.”
Gökçe’nin asık yüzü bir anlığına tebessüme döndüğünde sertçe yutkundu. Bu kız aşıktı. Kendine gelmeliydi ya!
“Güzel vurdun concona he!”
Göker’in kahkahası ile Nehir dudaklarını sıkarken Erdem tepki vermedi. Gökçe’nin bakışları kısılmış kendisine öldürücü bakışlar atmakla meşguldü. Bu kız birkaç saniye önce kendisine tebessüm etmiyor muydu? Ona mı aşık yoksa? Bilmeden iyi ki de vurmuşum. diye içinden geçirdikten sonra hafifçe öksürdü. Göker ile muhatap olmak istemiyordu bu konu hakkında.
“Evet, Erdem abi bu konuda iyidir. Her neyse asıl konu tarifler. İkisi de kendi tariflerini menüye koymak istiyor. Ebrar inadım inat. Gökmen’de inat anlaşıldığı üzere.”
Nehir’in asıl konunun fazla dağılmasına izin vermeden konuya giriş yapmasıyla derin bir nefes aldı Erdem. Gökçe’nin verdiği karşılık ile tek kaşını kaldırdı.
“Abim inat değil. Sadece Ebrar’ın abartısı var ortada.”
“Ebrar’ın abartısı yok, fazla garip bir durum yaşadı ikisi de bu kadar.”
Erdem’in tepkisiyle Gökçe öne doğru eğilip kollarını masaya yasladı.
“Bay avukat savunmaya geçti.”
Erdem’de onun gibi öne doğru eğildiğinde burun buruna bir duruma gelmişlerdi.
“Abartan ve saçma yakıştırmalar yapan sensin, bunu yapma istersen.”
Gökçe yediği cümle ile dumura uğrarken sinirden kıpkırmızıya döndü. Göker gözlerini kısmış ikiliye bakıyor, Nehir ise baygın bakışlar atıyordu.
“Sürekli her durumda önüme çıkan sensin, çıkma istersen.”
“Öyle mi? Nedense bende bu düşünceyi senin için düşünmeye başlamıştım oysa ki.”
“Hey hey hey! Sizin sorununuz ne?! Konuyu kendinizce saptırdınız burada bizde varız.”
Göker’in ciddi sesiyle ikisi de oturdukları yerde geriye doğru yaslandılar.
“Evet teşekkürler Göker. Neyse ben diyorum ki iki tarafta eklesin kendi menüsüne gitsin tarifi. Dünyanın sonu gelecek değil ya.”
Erdem ve Gökçe bakışmaya devam ederken ikisi de aynı anda “Olur.” dedi.
Göker kaşlarını havaya kaldırıp “Sandığımdan kolay çözüldü.” dediğinde Nehir masaya ritimli bir şekilde vurdu.
“Mantık konuştu burada lütfen.”
“Ah özür dilerim. O kadar haklısın ki.”
Kısa bir sessizlikten sonra dördü birden kahkaha atmaya başladığında Gökçe ilk defa Erdem’in gülüşüne bu kadar yakın tanık olmuş ve anın durmasını istemişti. Bu adamı görmemek için bugün kafeden kendimi nasıl attırırım planının yatması için içinden dualarını sıralamaya başladı. Yoksa bu gülüşü bir daha görmeme düşüncesi canını oldukça sıkmıştı. Erdem ile kesişen bakışlarındaki anlamı o an kavradı. Bu adam yakmıştı çırasını...