Yaz güneşinin ısıttığı ve mahalledekilerin
samimiyetiyle güne başlayan esnaf, her zaman rutin başlangıçlarını yaparak
birbirlerini selamlıyordu. Yine espriler havada uçuşuyor, Nehir Süleyman Bey’in
gazetesini restorana bırakıp kafeye gidiyor, Erdem köşeden dönmüş kafeye
yaklaşıyordu. Gökmen ve Gökçe ise dükkandaki birkaç masayı dışarı çıkartıp yeni
yer ayarlaması yapıyordu. Gökçe giydiği bahçıvan tulumu, saçlarını tepeden
yaptığı topuz ve ayağındaki conversler ile farklı bir görünüme bürünmüştü
bugün. Oldukça süslü ve topuklu ayakkabılarına aşık olan bir kızdan ziyade
spordu. Arkadaşları bu halde görse onu tanıyamazdı.
Gökmen sabah onu evden almaya geldiğinde
haline şaşırsa da bir şey dememiş, Göker’in geç geleceğini öğrenmiş ve kız
kardeşiyle açmıştı kafeyi. Sade bir makyaj ile işine adapte olan kız kardeşine
bir bakış atıp karşı kafeye doğru döndü. Erdem ile Nehir kepenkleri açmış içeri
giriyorlardı.
“Günaydın.”
Erdem giydiği çizgili kırmızı gömleğin
kolunu katlarken Gökmen’e döndü ve başıyla selam verdi tepkisiz bir ifadeyle.
Nehir ise aksine otuz iki diş sırıtarak “Günaydın!” diyerek el salladı.
Gökmen önüne döndüğünde kız kardeşinin
karşıya doğru kısa bir bakış atıp tamamen oraya arkasını döndüğünü gördü. Tek
kaşını kaldırıp “Yine ne oldu?” diye sordu.
Nehir’in taklidini yapıp masanın
üzerindeki peçeteliği düzelten Gökçe’ye, Gökmen başını sola doğru eğip
“Çocuksun.” dedi. Karşılık olarak aldığı bir omuz silkme hareketinden sonra
sessizce işlerini yapmaya devam ettiler.
Ebrar içeri elinde kahvaltılıklarla gelip
girdiğinde ise herkes kendi iş dağılımındaydı. Erdem’in mutfaktan “Tokum!” diye
bağırışına karşılık Nehir ile masaya kurulmuştu. Kahvaltı ardından müşteriler
gelmeye başlamış bununla birlikte iş temposuna dönmüşlerdi.
Öğle saatlerinde girişte beliren beşli
liseli tayfa ile Nehir ve Ebrar göz göze gelip görev değişikliği yaptılar.
Ebrar, Nehir’in önlüğünü beline bağlarken liselilere döndü.
“Hoşgeldiniz gençler. Köşedeki masa yine
boş, isterseniz geçebilirsiniz oraya.”
İçlerinden Nehir’in dediğine göre en aklı
başında olan gülümseyip başını salladı ve ardından tezgahın üzerindeki menüleri
eline alıp arkadaşlarına döndü.
“O zaman seçimleri de şimdiden yapalım.
Artık yabancı sayılmayız.”
Ebrar Nehir’e bakıp gülümsediğinde
içlerinde sakızı ağzından eksik olmayan kız huysuzca homurdandı.
“Onların işi değil mi bu Turan. Sen niye
karışıyorsun ki.”
“Biraz insan halinden anla da yardımcı ol.
Gün boyu kaç insanla karşılaşıyorlar senin gibi, tansiyonlarının düşmemesi
lazım.”
Ağzındaki sakızı çiğnemeyi bırakıp Turan’a
dik dik bakan kızın yanındaki kız ise Turan’a hak verdi.
“Doğru söylüyorsun Turan. Sahra, şu
kendini beğenmişliği bir bırak artık.”
Erkeklerden biri Sahra’nın omzuna elini
koyup ukalaca gülümsedi.
“Kızdırmayın kankamı be. Onun genleride
var.”
Bir diğeri küçük bir kahkaha attığında
Turan Ebrar’a siparişini verdi ve köşedeki masaya doğru yürümeye başladı.
Diğerleri de siparişlerini verdikten sonra masaya yönelmişti. En son siparişini
veren Sahra girişte Ebrar ve Nehir ile baş başa kalmıştı. Nehir kızı görmezden
gelip bilgisayarda işi varmış gibi boş bir sayfada abuk subuk bir şeyler
yazıyor, Sahra ise dik dik ona bakıyordu. Ebrar boğazını temizleyip “Bir sorun
mu var?” diye Sahra’ya hitaben konuştu. Sahra başını sanki gözleri dalmış gibi
sallamış ve ilk defa gülümsemişti.
“Hayır... Sadece neden bizimle
ilgilenmediğini merak ettim çalışanınızın.”
Ebrar arkadaşları tarafından az önce
karşılarında kırılan bir kıza cümle kurarken dikkatli olması gerektiğinin
farkındaydı.
“Çünkü...”
“Çünkü arkadaşlarının dediği gibi kendini
beğenmiş tavırlarından haz etmiyorum küçük hanım.”
Nehir’in ani çıkışıyla kaşlarını kaldıran
kız bir süre sonra yüz ifadesini sertleştirdi.
“Sen ne hakla-“
“Arkadaşlarının yanına geçsen iyi olur tatlım.”
Sahra bir Ebrar’a, bir Nehir’e baktıktan
sonra sinirle arkadaşlarına doğru yürüdü. Ebrar, kızın arkasından Nehir’e
kaşını kaldırarak baktı.
“Sen ne yaptın az önce?”
“Kız hak etti Ebrar, hem arkadaşları da
diyor.”
“Sen arkadaşı değilsin ama Nehir bize laf
düşmez. Ayıp ettin.”
“Ama-“
“Aması falan yok. Kızdan özür
dileyeceksin.”
“İnsanları çalıştığı yerlere bakıp
yargılayan ve hor gören kendisini kusursuzmuş gibi varsayan insanlardan biri
olan ergen bir liseliden mi özür dileyeceğim. Asla böyle bir şey yapmayacağım.
Yanlışını görüp düzeltmesi gerekirken hala tavrını devam ettiriyor. Asıl onun
benden özür dilemesi gerek Ebrar.”
Mutfağa doğru giden Nehir’in arkasından
bakakalan Ebrar olduğu yerde kıpırdamadı bir süre. Nehir ilk defa böyle bir
çıkış yapmıştı. İlk defa onu bir konuda bu kadar öfkeli görmüştü. Siparişleri
hazırlamaya koyulduğunda aklına onunla nasıl tanıştığı geldi.
Üniversite sınavını kazanıp ailesinden
ayrılmıştı Nehir. Karadeniz’in bağrından kopup gelmişti. İlk zamanlar herhangi
bir sıkıntı çekmemiş fakat ilerleyen zamanlarda ailesine yük olmaktan bıkmış
sonradan okulunu dondurmaya karar vermişti. Ailesinin yanına yazları okul tatil
olduğundan gidiyor evdekilere bir şey belli etmiyordu. Biraz daha birikim
yaptıktan sonra dondurduğu kaydı bozup eğitimine devam edecek o zaman çalışma
saatlerini, ders saatlerine göre ayarlayacaktı.
Ebrar, başından beri bu tavrına karşı
çıkmış eğitimine ara vermemesi gerektiğini ve çalışma para konusunda sıkıntıya
girmeyeceğini Nehir’e söylese de kabul etmemişti Nehir. Zaten ilk tanışmaları
da böyle olmuştu işte. Ebrar kafeyi ilk açacağı zaman bir kafeye gitmiş
Nehir’de yan masasında telefonda bir arkadaşıyla konuşurken konuşmalara
istemeden şahit olmuştu. Nehir telefon konuşmasını bitirdikten sonra müsaade
isteyip karşısına oturmuştu. Onunla beraber çalışabileceğini söylemişti.
Dükkanı tek başına idare edemeyeceğini belirtmişti. Böylelikle hem dost,
hem abla kardeş hem sırdaş olmuşlardı. Gururlu bir kızdı Nehir. Kimseye taviz
vermiyordu kendinden. Erdem’i kendi abisi yok diye abi bellemiş ona bir şey
diyemiyordu sadece.
Siparişleri hazırladıktan sonra liselilere
doğru yürümeye başladı Ebrar. Turan tebessüm edip teşekkür ederken diğerleri de
aynı şekilde teşekkür etti. Sahra bir şey olmamış gibi davranıyor, yanındaki
arkadaşıyla ders muhabbeti yapıyordu. Ebrar “Afiyet olsun.” dedikten sonra
arkasını döndü. Gidip gitmeme arasında kararsız kaldığı bir anda Sahra’nın
sesini duydu.
“Özür dilerim.”
Omzunun üzerinden liseli ekibe bir bakış
atıp onlara doğru dönen Ebrar özrünü kabul etmiş gibi gözlerini kırptı.
Diğerleri olan bitene bir anlam verememiş gibiydi.
“Ben asıl çalışanım adına özür-“
“Hayır hayır o haklıydı. Arkadaşlarımda
rahatsız oluyor baksanıza. Tanıdıklardan değil de, tanımadığın birinin kalkıp
direk yüzüne vurması sarsıyormuş insanı. Olur ya hani bazen, duymak istemediğin
şeyleri en yakınların söyler duymamazlıktan gelirsin. Fakat başka birisi
söylediğinde balyoz etkisi yaratır.”
“Yanlışını biz değil de ondan dolayı fark
etmen hoş olmuş Sahra.”
Turan’ın iğnelemesi ve gülümsemesiyle
ortama bir an sessizlik çökmüş ardından kahkaha sesleri yükselmişti. Ebrar
onları kendi haline bırakıp kasaya döndüğünde Nehir mutfaktan çıkmış diğer
müşterilerle ilgilenmeye başlamıştı.
Liselilerin gitmesiyle içerisi biraz daha
sessizleşmiş arka fonda çalan slow müzik ise ortama yaşam belirtisi katıyordu.
Erdem mutfaktan çıkıp bir sandalyeye oturduğunda Ebrar elindeki kalemi bırakıp
ona döndü.
“Bitti mi yeni siparişler.”
“Sayılır, kimisinin hamurunun dinlenmesi
lazım çıkmadan yine el atarım ama yarın sabaha hazır olur.”
Ebrar başını sallayıp Nehir’e döndüğünde
Nehir gözlerini kaçırıp kapının önüne çıktı. Erdem Nehir’e ciddiyetle baktıktan
sonra Ebrar’a döndü.
“Bir ara mutfağa geldiğinde sinirliydi.
Bir an ağlayacak sandım. Görmemezlikten geldim ama sorun ne?”
“Aslında tam sorun sayılmaz ama sürekli
gelen bir lise grubu var. Aralarından birine çok sinir oluyor ve bugün ona
patladı.”
Erdem şaşkın bir şekilde kaşını kaldırıp,
Ebrar’ın ciddi olup olmadığını sorguladı. Ebrar tepkisini değiştirmeden ona
baktığında Nehir’e döndü.
“Bize anlatmadığı ama kanına dokunan bir
durum mu var acaba?”
“Bilmiyorum Erdem abi onu ilk defa böyle
gördüm.”
Karşı kafede ise komik bir durum vardı. Gökçe
nefes nefese Gökmen’in yanına gidip sipariş verirken önüne düşen birkaç saç
tutamını geriye doğru attı.
“Abi sert bir türk kahvesi.”
“Gökçe sakin ol kızım gayet iyi idare
ediyoruz.”
Gökçe anlık bir gülümsemeyle abisine
baktıktan sonra derin bir nefes alıp verdi.
“Ya dur bir bozma beni akşam eve gidince
anneme zırlamam lazım.”
Gökmen kardeşinin ilgi isteme hallerini
biliyordu fakat bu durum yeniydi. Gözlerini kısıp kahkaha atma isteğini geri
atarken “Süpürgesiz cadı.” dedi.
Gökçe siparişi beklerken birkaç genç kadının
abisini ilgiyle süzdüğünü fark etti.
“Yakışıklılığın ilk defa işe yarayacak abi
biliyor musun? Kafe plaza kızlarından geçilmez artık.”
Gökmen sırtı dönük Gökçe’ye alınmış bir
yüz ifadesi yaparken cevap verdi.
“Benim olduğum her ortamda yakışıklılığım
söz konusu olur ve karşıdaki rakiplerin imkanı ben varken on adım geride
kalır... Ah pardon bin adım falan diyelim.”
Gökçe dil çıkartarak elini havada
gelişigüzel sallarken Gökmen ona kahveyi verdi.
“Al, haydi götür daha fazla bekletme
müşteriyi.”
“Bu plaza kadınlarından birine gidecek tuz
falan mı katsam ne yapsam.”
Gökmen kaşlarını çatıp ciddileştiğinde
Gökçe abisinin yüzünü boştaki eliyle kapadı.
“Bu yüz ifaden kalpten götürür. Bize para
lazım. Müşteri öldürmek lazım değil.”
Gökmen gülüp kardeşinin elini yüzünden
indirdi.
“Hadi cadı, müşteri bekletmeye gelmez.”
Gökçe kahveyi götürürken içeri kafeye
havalı bir giriş yapan Göker abisine doğru yöneldi.
“Üstad ben geldim.”
Gökmen saate kısa bir bakış attıktan sonra
Göker’e döndü.
“Hoşgeldin.”
Göker etrafa bakıp ıslık çalarken başını
salladı. Gökçe’nin halini gördüğünde kaşlarını havaya kaldırıp onu işaret etti.
“Bu benim ikizim mi?”
Gökmen kahkahasını tutmak için dudağını
ısırıp “Hı hı.” derken Gökçe, Göker’i fark etti. Gülerek ona doğru yürürken Göker
kendisini kasanın olduğu tarafa attı.
“Yaklaşma bana. Kardeşime ne yaptın? Çık
içinden, rahat bırak kardeşimi pis mutant.”
Gökçe gözlerini devirip elini beline
yerleştirdi. Diğer elindeki tepsiyi tezgaha bıraktı.
“Göker ne saçmalıyorsun?”
“Ne mi saçmalıyorum?! Bahçıvan tulumu,
tepede sık bir topuz, ve ayağında convers var! Makyaj ise neredeyse yok. Mini
etek, ekose tarzı gömlek ve stilettolara ne oldu? Kıyamet alameti bu!”
Gökmen güldüğünde birkaç kişi onlara dönüp
baksa da umursamadı. Göker’in şok olmuş bir şekilde saydıkları o kadar
mantıklıydı ki ona göre, içten içe kardeşinin bu halde olmasının nedenini merak
ediyordu. Gökçe önüne düşen birkaç saç tutamını geriye doğru atıp boğazını
temizledi.
“Çalışırken rahat olmam önemli ve ben de
böyle rahat olacağıma karar verdim.”
Göker inanamıyormuş gibi kaşlarını
kaldırdığında Gökçe gözlerini kısıp önüne döndü. Bir müşterinin “Hesabı
alabilir miyiz?” diyerek seslenmesiyle Göker, Gökçe’den önce davranıp “Tabi ki
hemen geliyorum.” dedi ve Gökmen’in verdiği fişi kutuya koyup müşteriye doğru
ilerledi. Gökçe arkasından “Öküz.” diye mırıldandığında Göker müşterileri
umursamayıp ona döndü ve kafenin ortasında “Seni duydum süpürgesiz cadı.” diye
gülerek bağırdı. Müşterilerin kimisi güldüğünde Gökçe ayaklarını sertçe vurup kafeden
dışarı çıktı. Gökmen ise kız kardeşinin arkasından çıkarken Göker’e sen bittin
dercesine bakışlar attı.
Gökçe kollarını önünde bağlayıp kafenin
önünde sağa sola doğru volta atarken Gökmen’in omzuna dokunmasıyla omzunu
silkti.
“Beni rezil etti resmen! Hayır süpürgesiz
cadı demesi değil, milletin içinde bağırması... Nefret ediyorum ondan.”
“Gökçe abiciğim sinirli oluşuna veriyorum
saçmalama istersen.”
“Ya abi ben spor kıyafetler giyemez miyim?
Tamam fazla süslü genç bir kadın olabilirim ama bu hiç böyle kıyafetlerim
giymeyeceğim anlamına gelmez. Bunda şaşırılacak ne var?”
Gökmen, Gökçe’yi ensesinden tutup kendine
çektikten sonra sarıldı. Saçlarına küçük bir öpücük bırakıp geri çekildi.
“Göker benim gibi mükemmelliyet abidesi olan
bir adamın kız kardeşinin de mükemmel olduğunu gözden kaçıran gerzek bir
herifin teki cadı.”
“Kendine çekmek zorunda mısın hep olayı
abi ya.”
“Tabi kızım örnek verirken kusursuz bir
örnek vermek lazım değil mi ama?”
Gökçe kıkırdayıp şakayla omzuna vurduğunda
Gökmen alınmış bakışlar atarak kız kardeşine baktı. Gökçe uzanıp yanağından
öptükten sonra içeriye doğru yöneldi. Kafeye girmeden abisine dönüp gülümsedi.
Gökmen ellerini cebine koyup göz kırptıktan sonra bakışlarını yere çevirdi.
Ayağının ucundaki taşla oynarken arkasından bağıran Mahmut Bey’e döndü.
“Gökmen koçum bir sorun mu var?”
Gökmen Mahmut Bey’e dönüp güldü. Yine
elindeki bıçakları bilemekle meşguldü. Başını sorun yok dercesine salladı.
Mahmut Bey karşı dükkandaki Hüseyin Bey’e seslendi.
“Hüseyin!”
“Söyle Mahmut’um!”
Hüseyin Bey elinde tuttuğu peçeteyle elini
silip dükkanın dışında duran çöpe atıp Mahmut Beye güldü.
“Bu akşam erkek erkeğe bir efkar dağıtalım
diyorum,bu sefer Gökmen de olsun.”
Hüseyin Bey duyduğu şeyle sırıtırken
Gökmen’e doğru döndü.
“Olur valla. Gökmen geliyorsun koçum.
İtiraz kabul etmeyiz.”
Gökmen neye uğradığını şaşırmış bir
şekilde karşısında duran orta yaşlı iki deli adama baktı. Yaşlarına göre
oldukça dinç ve enerjiklerdi. Mahmut Hüseyin Bey’in dediğine kafa sallarken
Gökmen’e baktı.
“Erdem’de gelir. Bizim arada efkar
dağıttığımız geceler olur böyle Gökmen hazırlıklı ol. Dün eğlendik bugün de
dertlerimizi dile getirelim.”
Gökmen el mahkum başını sallayıp “Tamam
abi.” dediğinde Hüseyin “O zaman kepenkleri kapatınca buluşur mekana geçeriz.”
dedi ve dükkanına girdi. Mahmut’ta “Tamam o zaman. Ben bir ara Erdem’e de
söylerim.” dedikten sonra Gökmen’e başıyla sonra görüşürüz işareti yaptı ve
dükkanına girdi. Gökmen kendi kendine gülüp kafesine doğru yönünü değiştirdi.
Her an yeni bir şeyler öğreniyor daha da bağlıyordu kendini mahalleye.
Güneş yavaş yavaş gökyüzünü terk
ederken ardında bıraktığı turuncu ve sarının birleşim noktası huzur arayan
yorgun gözlerin ilacıydı adeta. Küçük bir boşluk bulduğu anda kendini dışarı
atan Gökmen çiçekçiye doğru attığı her bir adımda bilinçle içine çekiyordu bu
panzehri. Hedefine ulaştığında artık kendini daha iyi hissediyordu.
Kafe için çiçek siparişi vermiş tam
dükkandan çıkacağı esnada Ebrar aklına gelmişti. Dün yaptıkları ateşkese
ithafen bir demet çiçek yaptırmayı düşündü. Çalışana dönüp farklı farklı
çiçeklerden büyük bir demet yaptırdıktan sonra kolay gelsin diyerek mahalleye
döndü ve rotasını Ebrar’ın dükkanı olarak belirledi.
Gökçe ve Göker cam kenarına oturmuş
yorgunluk kahvesi yudumlarken sessizce dışarıyı izliyorlardı. Abilerinin çiçek
siparişi vermek için dükkandan gidişi ikizleri tedirgin etmişti bir an.
Müşteriyi pekala idare edebileceklerini bilseler de Gökmen’in onlara fark
ettirmeden kattığı öz güven büyük bir şeydi. Gökçe elini çenesine yaslayıp
bıkkınca bir nefes verdi.
“Acaba hangi çiçeklerden sipariş verecek?”
Göker dudaklarını büzüp gözlerini kıstı ve
kahvesinden bir yudum alıp geriye yaslandı.
“Bilmem renkli bir görüntü oluşturmak
isterse şayet her şeyden alabilir. Belli olmaz ona.”
Gökçe kafasını sallayıp etrafı incelerken
kaşlarını çattı. Göker ondaki bu ani değişimin nedenini merak edip baktığı
tarafa baktı.
“Dükkana böyle çiçek mi alacaktı bir demet
her çiçekten manyak mı abim?”
Göker, Gökçe’ye karşılık “Dur bir kızım.”
dediğinde abisinin yönünü değiştirdiğini fark etti.
“Nereye gidiyor ya?” diyerek oturduğu
yerden kalkan Gökçe merakla abisini izliyordu. Karşı dükkana girdiğini fark
ettiğinde “Yok artık.” dedi.
“O Ebrar’a mı çiçek aldı yoksa, ay yuh!”
Göker kahkahasını bastırmak için
dudaklarını ısırırken Gökçe’nin delirmesinden keyif alıyordu. Abisinde garip
bir haller vardı. Bu konuyu konuşacaktı.
“Ay ışık geliyor cama göremiyorum ne
yapıyor o ya! Çıkıp baksam mı? Ay gideceğim, ben olmuyor böyle.”
Kapıya yönelen Gökçe’nin önünü kesen Göker
sakince konuşmaya başladı.
“Dur bir kızım geç otur. Bize ne belki dün
partide bir şeyler konuşmuşlardır. Belki abim kadını sinir etmiştir, af
dileyecektir.”
“Hii abim dün partide onunla ne konuştu?
Göker bak bir şey biliyorsan söyle kızmayacağım. Ay onlar sinsi.”
“Kızım yok, bir şey bilmiyorum. Allah
Allah örnek verdim sadece.”
Gökçe gözlerini kısıp gerisin geri yerine
oturduktan sonra kollarını önünde bağlayıp ofladı. Karşı dükkandakilere karşı
bakış açısı değişmeyecekti.
“Kolay gelsin.”
Ebrar kasada hesap yaparken duyduğu
Gökmen’in sesiyle başını kaldırmadan sağ ol dercesine salladı. Nehir “Oha.” diyerek
tepki verdiğinde, Gökmen’in kahkahasını duydu. Başını kaldırıp Gökmen’e
baktığında elinde tuttuğu bir demet çiçeği fark etti. Elindeki kalemi bırakıp
çiçekler ne iş dercesine bakış atmayı ihmal etmedi. Gökmen Ebrar’ın haline
gülüp ona doğru yürüdü.
“Hangi çiçeği sevdiğini bilmediğim için
hepsinden bir demet yaptırdım. Dün ki ateşkesin imzası olsun.”
Kucağındaki çiçekleri Ebrar’a uzattı.
Ebrar gülümseyip Gökmen’in uzattığı çiçekleri alırken teşekkür etti. Nehir ise
bu esnada mutfağa gitmeyi tercih etti.
“Gökmen çiçek almış!”
Erdem elindeki kek kalıbını bırakıp
kaşlarını kaldırdı ve Nehir’e döndü.
“Kime almış?”
“Ebrar’a.”
“Neden almış?”
“Şey dedi dün ki ateşkesin imzası olsun.”
“Ne ateşkesiymiş. Benim bilmediğim savaş
mı var aralarında?”
Nehir bilmem dercesine dudaklarını büzüp
bakışlarını fırından yeni çıkan keklere çevirdi ve bir tanesini eline alıp
tadına baktı. Erdem ise mutfaktan çıkacağı esnada Tolga’nın sesini duydu ve
vazgeçip Nehir’in aldığı kekten bir tane de kendine alıp yemeyi tercih etti.
“Hayatım?”
Tolga bankadan çıkar çıkmaz çiçekçiye
gitmişti. Elinde kırmızı güllerle kafeye girdiğinde gördüğü manzarayla bir an
duraksadı. Biri sevdiği kadına çiçek uzatmış ve sevdiği kadın çiçeği alıp teşekkür
etmişti. Gülümsemişti. Elindeki kırmızı gülleri sıktığında eline batan
dikenleri umursamadı. Ebrar kendisini fark ettiğinde gülen yüzü bir an dondu ve
kendisini görmüş olmanın sevinciyle tekrar gülümsedi.
“Ah Tolga, hoşgeldin.”
Tolga eline batan dikenin acısını fark
ettiğinde iş işten geçmişti. Yere küçük kan damlaları akıyordu. Ebrar’a doğru
yürüyüp elindeki çiçeği bırakmadan kendisine dikkatle bakan adama sertçe baktı.
“Hoşbuldum sevgilim.”
Ebrar iki adam arasında kalmış bir halde
dururken bakışlarını yere çevirdi. Tolga’dan akan kan damlalarını fark
ettiğinde küçük bir çığlık attı.
“Tolga elin... Bırak gülleri elin kanıyor
galiba. Dikeni mi battı? Tolga!”
Tolga elindeki gülleri masaya bırakıp bir
şey olmayan sol elini Ebrar’ın yüzüne koydu.
“Sakin ol fark etmedim. Gülü seven acısına
da katlanır demişler.”
Mutfaktan hızla çıkan Erdem ve Nehir
onların yanına geldiğinde şaşkınlardı.
“Nehir çabuk ilk yardım malzemelerini
getir. Of Tolga ya! Dikkat etsene.”
Ebrar bir sandalye çekip Tolga’yı
oturtturduktan sonra dibine de bir sandalye çekip kendisi oturdu. Gökmen ise bu
esnada donup kalmıştı.
Nehir ilk yardım malzemelerini getirip
Ebrar’a verdikten sonra, merakla Erdem’e döndü. Erdem ise tepkisiz ifadesini
takınmıştı yine.
“Acımıyor Ebrar. Telaşlanma.”
Ebrar eline aldığı bir parça pamuğa
tentürdiyot döktükten sonra kanayan yerlere bastırmaya başladı. Tolga dişlerini
sıkıp Gökmen’e baktı.
“Bu arkadaş kim?”
Ebrar elleri arasında tuttuğu Tolga’nın
eli acımasın diye üflerken tamamen unuttuğu Gökmen’i hatırladı.
“Ben sizi tanıştırmayı unuttum. Gökmen
karşı kafenin sahibi. Gökmen Tolga benim nişanlım.”
Tolga başını sallarken sol elini Gökmen’e
uzattı. Uzatılan eli bir an havada asılı kalsa da Gökmen son anda tutup sıktı.
“Tanıştığıma memnun oldum Gökmen. Gökmen
diyebilirim değil mi?”
Gökmen kaşlarını kaldırıp sorun yok
dercesine onayladı.
“Bende tanıştığıma memnun oldum Tolga.
Tolga dememde sakınca yok değil mi?”
Tolga’da Gökmen’i onayladığında bakışları
çiçeklere gitti.
“Çiçek mi almıştın?”
“Evet. Ebrar’a almıştım.”
“Öyle mi? Neden?”
“İlk karşılaşmamız pek hoş olmamıştı dün de
benim partimden haberin vardır orada anlaştık yaşanılan tatsızlıkları unuttuk
ve bende ona hangi çiçeği sevdiğini bilmediğim için böyle bir demet yaptırdım.”
Tolga kaşlarını kaldırıp Gökmen’in rahat
konuşmasına ve hareketlerine bakıp Ebrar’a döndü. Ebrar Gökmen’in konuşmasına
gülmüş ve elindeki yaraya son dokunuşlarını yapıyordu.
“Kırmızı gülleri sever Ebrar, fakat bu
seni fazla da ilgilendirmez.”
Gökmen başını salladı ve Tolga’nın getirdiği
masanın üzerindeki çiçeklere bakış atıp Tolga’ya döndü.
“Fark ettim-“
“Aslında frezyaları daha çok severim ama
kırmızı güller de favorim.”
Ebrar’ın kendi sözünü kesmesiyle gülmemek
için duran Gökmen elini cebine sokup kapıya doğru yöneldi.
“O zaman ben gideyim. Geçmiş olsun Tolga.
Dikenlere dikkat et.”
Erdem, Gökmen’in bu kendinden emin
hareketleriyle kaşlarını çattığında Gökmen kendisine baktı.
“Akşam kafeyi kapatınca bir yere ayrılma
Mahmut Abi söyledi mi bilmiyorum ama-“
“Söyledi Gökmen, eyvallah. Akşam
görüşürüz.”
Gökmen kafeden çıktıktan sonra yüzüne
takındığı sahte gülümsemeyi attı ve kendi kafesine sinirli bir şekilde girdi.
Gökmen’in gidişiyle Tolga Ebrar’a döndü.
“Dün ki partiden bahsetmemiştin.”
Erdem Nehir’e mutfağı işaret edip Tolga’ya
eliyle selam verdi ve mutfağa girdi. Nehir’de arkasından gitmişti.
Ebrar kaşlarını çatıp bir süre düşündü.
“Bahsetmedim mi?”
“Hayır. Bahsetmedin.”
“Unutmuş olmalıyım kusura bakma.”
“Ve Gökmen’den de hiç bahsetmedin bu
zamana kadar.”
Ebrar elini tuttuğu Tolga’nın elini
bıraktı ve gözlerinin içine baktı.
“Bahsedeceğim birisi değildi. Normal
esnaftan biri.”
“Ama diğerlerini tanıyorum ve onu şans
eseri tanıyorum Ebrar. Bir de adam sana çiçek almış. Hayır, ne bu rahatlık!
Nişanlı olduğunu bilmiyor mu?”
Karşısında ilk defa sert bir şekilde
konuşan Tolga ile ciddileşen Ebrar ne diyeceğini bilemedi.
“Özelim onu ilgilendirmez, ki
ilgilendireceği bir konumda da değil.”
“Ebrar yüzüğün nerede?”
Tolga’nın, ellerine kitlenen gözleri ile
bakışlarını ellerine çevirdi Ebrar. Yüzüğü bir yerde unuturum kaygısıyla
çantasında gizli bölmesinde taşıyordu. Daha sonra Tolga’nın yüzük parmağına
baktı. Yüzük takılıydı. Utanan Ebrar açıklama yapsa da bu durumun hoş bir şey
olmadığının farkındaydı.
“Özür dilerim, çantamda.”
Tolga elleriyle yüzünü sıvazlayıp ayağa
kalktı. Ebrar’ın o adama bakışı gülüşü çiçeği alışı onu kıskandırmış ve sinir
etmişti. Bir sağa bir sola volta atarken Ebrar’a kısa bir bakış attı. Oturduğu
yerde üzgünce duruyordu. Duraksayıp derin bir nefes aldı ve Ebrar’ın karşısına
oturup ellerini ellerine kenetledi.
“Kıskandım tamam mı? O adamın sana çiçek
alışı, gülüşün, bir an beynimden vurulmuşa döndüm Ebrar. Bir başka adamın
sana...”
Ebrar’ın dikkatle gözlerinin içine
baktığını fark ettiğinde durdu ve sessizce devam etti. “Sana hayran olmasını,
sana aşık olmasını istemiyorum.”