28 Aralık 2017 Perşembe

NASIL YA?!(6)

Yaz güneşinin ısıttığı ve mahalledekilerin samimiyetiyle güne başlayan esnaf, her zaman rutin başlangıçlarını yaparak birbirlerini selamlıyordu. Yine espriler havada uçuşuyor, Nehir Süleyman Bey’in gazetesini restorana bırakıp kafeye gidiyor, Erdem köşeden dönmüş kafeye yaklaşıyordu. Gökmen ve Gökçe ise dükkandaki birkaç masayı dışarı çıkartıp yeni yer ayarlaması yapıyordu. Gökçe giydiği bahçıvan tulumu, saçlarını tepeden yaptığı topuz ve ayağındaki conversler ile farklı bir görünüme bürünmüştü bugün. Oldukça süslü ve topuklu ayakkabılarına aşık olan bir kızdan ziyade spordu. Arkadaşları bu halde görse onu tanıyamazdı.

Gökmen sabah onu evden almaya geldiğinde haline şaşırsa da bir şey dememiş, Göker’in geç geleceğini öğrenmiş ve kız kardeşiyle açmıştı kafeyi. Sade bir makyaj ile işine adapte olan kız kardeşine bir bakış atıp karşı kafeye doğru döndü. Erdem ile Nehir kepenkleri açmış içeri giriyorlardı.

“Günaydın.”

Erdem giydiği çizgili kırmızı gömleğin kolunu katlarken Gökmen’e döndü ve başıyla selam verdi tepkisiz bir ifadeyle. Nehir ise aksine otuz iki diş sırıtarak “Günaydın!” diyerek el salladı.
Gökmen önüne döndüğünde kız kardeşinin karşıya doğru kısa bir bakış atıp tamamen oraya arkasını döndüğünü gördü. Tek kaşını kaldırıp “Yine ne oldu?” diye sordu.
Nehir’in taklidini yapıp masanın üzerindeki peçeteliği düzelten Gökçe’ye, Gökmen başını sola doğru eğip “Çocuksun.” dedi. Karşılık olarak aldığı bir omuz silkme hareketinden sonra sessizce işlerini yapmaya devam ettiler.

Ebrar içeri elinde kahvaltılıklarla gelip girdiğinde ise herkes kendi iş dağılımındaydı. Erdem’in mutfaktan “Tokum!” diye bağırışına karşılık Nehir ile masaya kurulmuştu. Kahvaltı ardından müşteriler gelmeye başlamış bununla birlikte iş temposuna dönmüşlerdi.



Öğle saatlerinde girişte beliren beşli liseli tayfa ile Nehir ve Ebrar göz göze gelip görev değişikliği yaptılar. Ebrar, Nehir’in önlüğünü beline bağlarken liselilere döndü.

“Hoşgeldiniz gençler. Köşedeki masa yine boş, isterseniz geçebilirsiniz oraya.”

İçlerinden Nehir’in dediğine göre en aklı başında olan gülümseyip başını salladı ve ardından tezgahın üzerindeki menüleri eline alıp arkadaşlarına döndü.

“O zaman seçimleri de şimdiden yapalım. Artık yabancı sayılmayız.”

Ebrar Nehir’e bakıp gülümsediğinde içlerinde sakızı ağzından eksik olmayan kız huysuzca homurdandı.

“Onların işi değil mi bu Turan. Sen niye karışıyorsun ki.”
“Biraz insan halinden anla da yardımcı ol. Gün boyu kaç insanla karşılaşıyorlar senin gibi, tansiyonlarının düşmemesi lazım.”

Ağzındaki sakızı çiğnemeyi bırakıp Turan’a dik dik bakan kızın yanındaki kız ise Turan’a hak verdi.

“Doğru söylüyorsun Turan. Sahra, şu kendini beğenmişliği bir bırak artık.”

Erkeklerden biri Sahra’nın omzuna elini koyup ukalaca gülümsedi.

“Kızdırmayın kankamı be. Onun genleride var.”

Bir diğeri küçük bir kahkaha attığında Turan Ebrar’a siparişini verdi ve köşedeki masaya doğru yürümeye başladı. Diğerleri de siparişlerini verdikten sonra masaya yönelmişti. En son siparişini veren Sahra girişte Ebrar ve Nehir ile baş başa kalmıştı. Nehir kızı görmezden gelip bilgisayarda işi varmış gibi boş bir sayfada abuk subuk bir şeyler yazıyor, Sahra ise dik dik ona bakıyordu. Ebrar boğazını temizleyip “Bir sorun mu var?” diye Sahra’ya hitaben konuştu. Sahra başını sanki gözleri dalmış gibi sallamış ve ilk defa gülümsemişti.

“Hayır... Sadece neden bizimle ilgilenmediğini merak ettim çalışanınızın.”

Ebrar arkadaşları tarafından az önce karşılarında kırılan bir kıza cümle kurarken dikkatli olması gerektiğinin farkındaydı.

“Çünkü...” 

“Çünkü arkadaşlarının dediği gibi kendini beğenmiş tavırlarından haz etmiyorum küçük hanım.”

Nehir’in ani çıkışıyla kaşlarını kaldıran kız bir süre sonra yüz ifadesini sertleştirdi.

“Sen ne hakla-“

“Arkadaşlarının yanına geçsen iyi olur tatlım.”

Sahra bir Ebrar’a, bir Nehir’e baktıktan sonra sinirle arkadaşlarına doğru yürüdü. Ebrar, kızın arkasından Nehir’e kaşını kaldırarak baktı.

“Sen ne yaptın az önce?”

“Kız hak etti Ebrar, hem arkadaşları da diyor.”

“Sen arkadaşı değilsin ama Nehir bize laf düşmez. Ayıp ettin.”

“Ama-“

“Aması falan yok. Kızdan özür dileyeceksin.”
“İnsanları çalıştığı yerlere bakıp yargılayan ve hor gören kendisini kusursuzmuş gibi varsayan insanlardan biri olan ergen bir liseliden mi özür dileyeceğim. Asla böyle bir şey yapmayacağım. Yanlışını görüp düzeltmesi gerekirken hala tavrını devam ettiriyor. Asıl onun benden özür dilemesi gerek Ebrar.”

Mutfağa doğru giden Nehir’in arkasından bakakalan Ebrar olduğu yerde kıpırdamadı bir süre. Nehir ilk defa böyle bir çıkış yapmıştı. İlk defa onu bir konuda bu kadar öfkeli görmüştü. Siparişleri hazırlamaya koyulduğunda aklına onunla nasıl tanıştığı geldi.

Üniversite sınavını kazanıp ailesinden ayrılmıştı Nehir. Karadeniz’in bağrından kopup gelmişti. İlk zamanlar herhangi bir sıkıntı çekmemiş fakat ilerleyen zamanlarda ailesine yük olmaktan bıkmış sonradan okulunu dondurmaya karar vermişti. Ailesinin yanına yazları okul tatil olduğundan gidiyor evdekilere bir şey belli etmiyordu. Biraz daha birikim yaptıktan sonra dondurduğu kaydı bozup eğitimine devam edecek o zaman çalışma saatlerini, ders saatlerine göre ayarlayacaktı.

Ebrar, başından beri bu tavrına karşı çıkmış eğitimine ara vermemesi gerektiğini ve çalışma para konusunda sıkıntıya girmeyeceğini Nehir’e söylese de kabul etmemişti Nehir. Zaten ilk tanışmaları da böyle olmuştu işte. Ebrar kafeyi ilk açacağı zaman bir kafeye gitmiş Nehir’de yan masasında telefonda bir arkadaşıyla konuşurken konuşmalara istemeden şahit olmuştu. Nehir telefon konuşmasını bitirdikten sonra müsaade isteyip karşısına oturmuştu. Onunla beraber çalışabileceğini söylemişti. Dükkanı tek  başına idare edemeyeceğini belirtmişti. Böylelikle hem dost, hem abla kardeş hem sırdaş olmuşlardı. Gururlu bir kızdı Nehir. Kimseye taviz vermiyordu kendinden. Erdem’i kendi abisi yok diye abi bellemiş ona bir şey diyemiyordu sadece.

Siparişleri hazırladıktan sonra liselilere doğru yürümeye başladı Ebrar. Turan tebessüm edip teşekkür ederken diğerleri de aynı şekilde teşekkür etti. Sahra bir şey olmamış gibi davranıyor, yanındaki arkadaşıyla ders muhabbeti yapıyordu. Ebrar “Afiyet olsun.” dedikten sonra arkasını döndü. Gidip gitmeme arasında kararsız kaldığı bir anda Sahra’nın sesini duydu.

“Özür dilerim.”

Omzunun üzerinden liseli ekibe bir bakış atıp onlara doğru dönen Ebrar özrünü kabul etmiş gibi gözlerini kırptı. Diğerleri olan bitene bir anlam verememiş gibiydi.

“Ben asıl çalışanım adına özür-“

“Hayır hayır o haklıydı. Arkadaşlarımda rahatsız oluyor baksanıza. Tanıdıklardan değil de, tanımadığın birinin kalkıp direk yüzüne vurması sarsıyormuş insanı. Olur ya hani bazen, duymak istemediğin şeyleri en yakınların söyler duymamazlıktan gelirsin. Fakat başka birisi söylediğinde balyoz etkisi yaratır.”

“Yanlışını biz değil de ondan dolayı fark etmen hoş olmuş Sahra.”
Turan’ın iğnelemesi ve gülümsemesiyle ortama bir an sessizlik çökmüş ardından kahkaha sesleri yükselmişti. Ebrar onları kendi haline bırakıp kasaya döndüğünde Nehir mutfaktan çıkmış diğer müşterilerle ilgilenmeye başlamıştı.


Liselilerin gitmesiyle içerisi biraz daha sessizleşmiş arka fonda çalan slow müzik ise ortama yaşam belirtisi katıyordu. Erdem mutfaktan çıkıp bir sandalyeye oturduğunda Ebrar elindeki kalemi bırakıp ona döndü.

“Bitti mi yeni siparişler.”

“Sayılır, kimisinin hamurunun dinlenmesi lazım çıkmadan yine el atarım ama yarın sabaha hazır olur.”

Ebrar başını sallayıp Nehir’e döndüğünde Nehir gözlerini kaçırıp kapının önüne çıktı. Erdem Nehir’e ciddiyetle baktıktan sonra Ebrar’a döndü.

“Bir ara mutfağa geldiğinde sinirliydi. Bir an ağlayacak sandım. Görmemezlikten geldim ama sorun ne?”

“Aslında tam sorun sayılmaz ama sürekli gelen bir lise grubu var. Aralarından birine çok sinir oluyor ve bugün ona patladı.”

Erdem şaşkın bir şekilde kaşını kaldırıp, Ebrar’ın ciddi olup olmadığını sorguladı. Ebrar tepkisini değiştirmeden ona baktığında Nehir’e döndü.

“Bize anlatmadığı ama kanına dokunan bir durum mu var acaba?”

“Bilmiyorum Erdem abi onu ilk defa böyle gördüm.”

Karşı kafede ise komik bir durum vardı. Gökçe nefes nefese Gökmen’in yanına gidip sipariş verirken önüne düşen birkaç saç tutamını geriye doğru attı.

“Abi sert bir türk kahvesi.”

“Gökçe sakin ol kızım gayet iyi idare ediyoruz.”

Gökçe anlık bir gülümsemeyle abisine baktıktan sonra derin bir nefes alıp verdi.

“Ya dur bir bozma beni akşam eve gidince anneme zırlamam lazım.”

Gökmen kardeşinin ilgi isteme hallerini biliyordu fakat bu durum yeniydi. Gözlerini kısıp kahkaha atma isteğini geri atarken “Süpürgesiz cadı.” dedi.
Gökçe siparişi beklerken birkaç genç kadının abisini ilgiyle süzdüğünü fark etti.

“Yakışıklılığın ilk defa işe yarayacak abi biliyor musun? Kafe plaza kızlarından geçilmez artık.”
Gökmen sırtı dönük Gökçe’ye alınmış bir yüz ifadesi yaparken cevap verdi.
“Benim olduğum her ortamda yakışıklılığım söz konusu olur ve karşıdaki rakiplerin imkanı ben varken on adım geride kalır... Ah pardon bin adım falan diyelim.”

Gökçe dil çıkartarak elini havada gelişigüzel sallarken Gökmen ona kahveyi verdi.

“Al, haydi götür daha fazla bekletme müşteriyi.”

“Bu plaza kadınlarından birine gidecek tuz falan mı katsam ne yapsam.”

Gökmen kaşlarını çatıp ciddileştiğinde Gökçe abisinin yüzünü boştaki eliyle kapadı.

“Bu yüz ifaden kalpten götürür. Bize para lazım. Müşteri öldürmek lazım değil.”

Gökmen gülüp kardeşinin elini yüzünden indirdi.

“Hadi cadı, müşteri bekletmeye gelmez.”

Gökçe kahveyi götürürken içeri kafeye havalı bir giriş yapan Göker abisine doğru yöneldi.

“Üstad ben geldim.”

Gökmen saate kısa bir bakış attıktan sonra Göker’e döndü.

“Hoşgeldin.”

Göker etrafa bakıp ıslık çalarken başını salladı. Gökçe’nin halini gördüğünde kaşlarını havaya kaldırıp onu işaret etti.

“Bu benim ikizim mi?”

Gökmen kahkahasını tutmak için dudağını ısırıp “Hı hı.” derken Gökçe, Göker’i fark etti. Gülerek ona doğru yürürken Göker kendisini kasanın olduğu tarafa attı.

“Yaklaşma bana. Kardeşime ne yaptın? Çık içinden, rahat bırak kardeşimi pis mutant.”

Gökçe gözlerini devirip elini beline yerleştirdi. Diğer elindeki tepsiyi tezgaha bıraktı.

“Göker ne saçmalıyorsun?”

“Ne mi saçmalıyorum?! Bahçıvan tulumu, tepede sık bir topuz, ve ayağında convers var! Makyaj ise neredeyse yok. Mini etek, ekose tarzı gömlek ve stilettolara ne oldu? Kıyamet alameti bu!”

Gökmen güldüğünde birkaç kişi onlara dönüp baksa da umursamadı. Göker’in şok olmuş bir şekilde saydıkları o kadar mantıklıydı ki ona göre, içten içe kardeşinin bu halde olmasının nedenini merak ediyordu. Gökçe önüne düşen birkaç saç tutamını geriye doğru atıp boğazını temizledi.
“Çalışırken rahat olmam önemli ve ben de böyle rahat olacağıma karar verdim.”

Göker inanamıyormuş gibi kaşlarını kaldırdığında Gökçe gözlerini kısıp önüne döndü. Bir müşterinin “Hesabı alabilir miyiz?” diyerek seslenmesiyle Göker, Gökçe’den önce davranıp “Tabi ki hemen geliyorum.” dedi ve Gökmen’in verdiği fişi kutuya koyup müşteriye doğru ilerledi. Gökçe arkasından “Öküz.” diye mırıldandığında Göker müşterileri umursamayıp ona döndü ve kafenin ortasında “Seni duydum süpürgesiz cadı.” diye gülerek bağırdı. Müşterilerin kimisi güldüğünde Gökçe ayaklarını sertçe vurup kafeden dışarı çıktı. Gökmen ise kız kardeşinin arkasından çıkarken Göker’e sen bittin dercesine bakışlar attı.



Gökçe kollarını önünde bağlayıp kafenin önünde sağa sola doğru volta atarken Gökmen’in omzuna dokunmasıyla omzunu silkti.

“Beni rezil etti resmen! Hayır süpürgesiz cadı demesi değil, milletin içinde bağırması... Nefret ediyorum ondan.”

“Gökçe abiciğim sinirli oluşuna veriyorum saçmalama istersen.”

“Ya abi ben spor kıyafetler giyemez miyim? Tamam fazla süslü genç bir kadın olabilirim ama bu hiç böyle kıyafetlerim giymeyeceğim anlamına gelmez. Bunda şaşırılacak ne var?”

Gökmen, Gökçe’yi ensesinden tutup kendine çektikten sonra sarıldı. Saçlarına küçük bir öpücük bırakıp geri çekildi.

“Göker benim gibi mükemmelliyet abidesi olan bir adamın kız kardeşinin de mükemmel olduğunu gözden kaçıran gerzek bir herifin teki cadı.”

“Kendine çekmek zorunda mısın hep olayı abi ya.”

“Tabi kızım örnek verirken kusursuz bir örnek vermek lazım değil mi ama?”

Gökçe kıkırdayıp şakayla omzuna vurduğunda Gökmen alınmış bakışlar atarak kız kardeşine baktı. Gökçe uzanıp yanağından öptükten sonra içeriye doğru yöneldi. Kafeye girmeden abisine dönüp gülümsedi. Gökmen ellerini cebine koyup göz kırptıktan sonra bakışlarını yere çevirdi. Ayağının ucundaki taşla oynarken arkasından bağıran Mahmut Bey’e döndü.

“Gökmen koçum bir sorun mu var?”

Gökmen Mahmut Bey’e dönüp güldü. Yine elindeki bıçakları bilemekle meşguldü. Başını sorun yok dercesine salladı. Mahmut Bey karşı dükkandaki Hüseyin Bey’e seslendi.

“Hüseyin!”

“Söyle Mahmut’um!”
Hüseyin Bey elinde tuttuğu peçeteyle elini silip dükkanın dışında duran çöpe atıp Mahmut Beye güldü.

“Bu akşam erkek erkeğe bir efkar dağıtalım diyorum,bu sefer Gökmen de olsun.”

Hüseyin Bey duyduğu şeyle sırıtırken Gökmen’e doğru döndü.

“Olur valla. Gökmen geliyorsun koçum. İtiraz kabul etmeyiz.”

Gökmen neye uğradığını şaşırmış bir şekilde karşısında duran orta yaşlı iki deli adama baktı. Yaşlarına göre oldukça dinç ve enerjiklerdi. Mahmut Hüseyin Bey’in dediğine kafa sallarken Gökmen’e baktı.

“Erdem’de gelir. Bizim arada efkar dağıttığımız geceler olur böyle Gökmen hazırlıklı ol. Dün eğlendik bugün de dertlerimizi dile getirelim.”

Gökmen el mahkum başını sallayıp “Tamam abi.” dediğinde Hüseyin “O zaman kepenkleri kapatınca buluşur mekana geçeriz.” dedi ve dükkanına girdi. Mahmut’ta “Tamam o zaman. Ben bir ara Erdem’e de söylerim.” dedikten sonra Gökmen’e başıyla sonra görüşürüz işareti yaptı ve dükkanına girdi. Gökmen kendi kendine gülüp kafesine doğru yönünü değiştirdi. Her an yeni bir şeyler öğreniyor daha da bağlıyordu kendini mahalleye.

 Güneş yavaş yavaş gökyüzünü terk ederken ardında bıraktığı turuncu ve sarının birleşim noktası huzur arayan yorgun gözlerin ilacıydı adeta. Küçük bir boşluk bulduğu anda kendini dışarı atan Gökmen çiçekçiye doğru attığı her bir adımda bilinçle içine çekiyordu bu panzehri. Hedefine ulaştığında artık kendini daha iyi hissediyordu.
  
Kafe için çiçek siparişi vermiş tam dükkandan çıkacağı esnada Ebrar aklına gelmişti. Dün yaptıkları ateşkese ithafen bir demet çiçek yaptırmayı düşündü. Çalışana dönüp farklı farklı çiçeklerden büyük bir demet yaptırdıktan sonra kolay gelsin diyerek mahalleye döndü ve rotasını Ebrar’ın dükkanı olarak belirledi.



Gökçe ve Göker cam kenarına oturmuş yorgunluk kahvesi yudumlarken sessizce dışarıyı izliyorlardı. Abilerinin çiçek siparişi vermek için dükkandan gidişi ikizleri tedirgin etmişti bir an. Müşteriyi pekala idare edebileceklerini bilseler de Gökmen’in onlara fark ettirmeden kattığı öz güven büyük bir şeydi. Gökçe elini çenesine yaslayıp bıkkınca bir nefes verdi.

“Acaba hangi çiçeklerden sipariş verecek?”

Göker dudaklarını büzüp gözlerini kıstı ve kahvesinden bir yudum alıp geriye yaslandı.

“Bilmem renkli bir görüntü oluşturmak isterse şayet her şeyden alabilir. Belli olmaz ona.”

Gökçe kafasını sallayıp etrafı incelerken kaşlarını çattı. Göker ondaki bu ani değişimin nedenini merak edip baktığı tarafa baktı.
“Dükkana böyle çiçek mi alacaktı bir demet her çiçekten manyak mı abim?”

Göker, Gökçe’ye karşılık “Dur bir kızım.” dediğinde abisinin yönünü değiştirdiğini fark etti.

“Nereye gidiyor ya?” diyerek oturduğu yerden kalkan Gökçe merakla abisini izliyordu. Karşı dükkana girdiğini fark ettiğinde “Yok artık.” dedi.

“O Ebrar’a mı çiçek aldı yoksa, ay yuh!”

Göker kahkahasını bastırmak için dudaklarını ısırırken Gökçe’nin delirmesinden keyif alıyordu. Abisinde garip bir haller vardı. Bu konuyu konuşacaktı.

“Ay ışık geliyor cama göremiyorum ne yapıyor o ya! Çıkıp baksam mı? Ay gideceğim, ben olmuyor böyle.”

Kapıya yönelen Gökçe’nin önünü kesen Göker sakince konuşmaya başladı.

“Dur bir kızım geç otur. Bize ne belki dün partide bir şeyler konuşmuşlardır. Belki abim kadını sinir etmiştir, af dileyecektir.”

“Hii abim dün partide onunla ne konuştu? Göker bak bir şey biliyorsan söyle kızmayacağım. Ay onlar sinsi.”

“Kızım yok, bir şey bilmiyorum. Allah Allah örnek verdim sadece.”

Gökçe gözlerini kısıp gerisin geri yerine oturduktan sonra kollarını önünde bağlayıp ofladı. Karşı dükkandakilere karşı bakış açısı değişmeyecekti.




“Kolay gelsin.”

Ebrar kasada hesap yaparken duyduğu Gökmen’in sesiyle başını kaldırmadan sağ ol dercesine salladı. Nehir “Oha.” diyerek tepki verdiğinde, Gökmen’in kahkahasını duydu. Başını kaldırıp Gökmen’e baktığında elinde tuttuğu bir demet çiçeği fark etti. Elindeki kalemi bırakıp çiçekler ne iş dercesine bakış atmayı ihmal etmedi. Gökmen Ebrar’ın haline gülüp ona doğru yürüdü.

“Hangi çiçeği sevdiğini bilmediğim için hepsinden bir demet yaptırdım. Dün ki ateşkesin imzası olsun.”

Kucağındaki çiçekleri Ebrar’a uzattı. Ebrar gülümseyip Gökmen’in uzattığı çiçekleri alırken teşekkür etti. Nehir ise bu esnada mutfağa gitmeyi tercih etti.
  
“Gökmen çiçek almış!”

Erdem elindeki kek kalıbını bırakıp kaşlarını kaldırdı ve Nehir’e döndü.

“Kime almış?”

“Ebrar’a.”

“Neden almış?”

“Şey dedi dün ki ateşkesin imzası olsun.”

“Ne ateşkesiymiş. Benim bilmediğim savaş mı var aralarında?”

Nehir bilmem dercesine dudaklarını büzüp bakışlarını fırından yeni çıkan keklere çevirdi ve bir tanesini eline alıp tadına baktı. Erdem ise mutfaktan çıkacağı esnada Tolga’nın sesini duydu ve vazgeçip Nehir’in aldığı kekten bir tane de kendine alıp yemeyi tercih etti.

“Hayatım?”

Tolga bankadan çıkar çıkmaz çiçekçiye gitmişti. Elinde kırmızı güllerle kafeye girdiğinde gördüğü manzarayla bir an duraksadı. Biri sevdiği kadına çiçek uzatmış ve sevdiği kadın çiçeği alıp teşekkür etmişti. Gülümsemişti. Elindeki kırmızı gülleri sıktığında eline batan dikenleri umursamadı. Ebrar kendisini fark ettiğinde gülen yüzü bir an dondu ve kendisini görmüş olmanın sevinciyle tekrar gülümsedi.

“Ah Tolga, hoşgeldin.”

Tolga eline batan dikenin acısını fark ettiğinde iş işten geçmişti. Yere küçük kan damlaları akıyordu. Ebrar’a doğru yürüyüp elindeki çiçeği bırakmadan kendisine dikkatle bakan adama sertçe baktı.

“Hoşbuldum sevgilim.”

Ebrar iki adam arasında kalmış bir halde dururken bakışlarını yere çevirdi. Tolga’dan akan kan damlalarını fark ettiğinde küçük bir çığlık attı.

“Tolga elin... Bırak gülleri elin kanıyor galiba. Dikeni mi battı? Tolga!”

Tolga elindeki gülleri masaya bırakıp bir şey olmayan sol elini Ebrar’ın yüzüne koydu.

“Sakin ol fark etmedim. Gülü seven acısına da katlanır demişler.”

Mutfaktan hızla çıkan Erdem ve Nehir onların yanına geldiğinde şaşkınlardı.

“Nehir çabuk ilk yardım malzemelerini getir. Of Tolga ya! Dikkat etsene.”

Ebrar bir sandalye çekip Tolga’yı oturtturduktan sonra dibine de bir sandalye çekip kendisi oturdu. Gökmen ise bu esnada donup kalmıştı.

Nehir ilk yardım malzemelerini getirip Ebrar’a verdikten sonra, merakla Erdem’e döndü. Erdem ise tepkisiz ifadesini takınmıştı yine.

“Acımıyor Ebrar. Telaşlanma.”

Ebrar eline aldığı bir parça pamuğa tentürdiyot döktükten sonra kanayan yerlere bastırmaya başladı. Tolga dişlerini sıkıp Gökmen’e baktı.

“Bu arkadaş kim?”

Ebrar elleri arasında tuttuğu Tolga’nın eli acımasın diye üflerken tamamen unuttuğu Gökmen’i hatırladı.

“Ben sizi tanıştırmayı unuttum. Gökmen karşı kafenin sahibi. Gökmen Tolga benim nişanlım.”

Tolga başını sallarken sol elini Gökmen’e uzattı. Uzatılan eli bir an havada asılı kalsa da Gökmen son anda tutup sıktı.

“Tanıştığıma memnun oldum Gökmen. Gökmen diyebilirim değil mi?”

Gökmen kaşlarını kaldırıp sorun yok dercesine onayladı.

“Bende tanıştığıma memnun oldum Tolga. Tolga dememde sakınca yok değil mi?”

Tolga’da Gökmen’i onayladığında bakışları çiçeklere gitti.

“Çiçek mi almıştın?”

“Evet. Ebrar’a almıştım.”

“Öyle mi? Neden?”

“İlk karşılaşmamız pek hoş olmamıştı dün de benim partimden haberin vardır orada anlaştık yaşanılan tatsızlıkları unuttuk ve bende ona hangi çiçeği sevdiğini bilmediğim için böyle bir demet yaptırdım.”

Tolga kaşlarını kaldırıp Gökmen’in rahat konuşmasına ve hareketlerine bakıp Ebrar’a döndü. Ebrar Gökmen’in konuşmasına gülmüş ve elindeki yaraya son dokunuşlarını yapıyordu.

“Kırmızı gülleri sever Ebrar, fakat bu seni fazla da ilgilendirmez.”

Gökmen başını salladı ve Tolga’nın getirdiği masanın üzerindeki çiçeklere bakış atıp Tolga’ya döndü.

“Fark ettim-“

“Aslında frezyaları daha çok severim ama kırmızı güller de favorim.”

Ebrar’ın kendi sözünü kesmesiyle gülmemek için duran Gökmen elini cebine sokup kapıya doğru yöneldi.

“O zaman ben gideyim. Geçmiş olsun Tolga. Dikenlere dikkat et.”

Erdem, Gökmen’in bu kendinden emin hareketleriyle kaşlarını çattığında Gökmen kendisine baktı.

“Akşam kafeyi kapatınca bir yere ayrılma Mahmut Abi söyledi mi bilmiyorum ama-“

“Söyledi Gökmen, eyvallah. Akşam görüşürüz.”

Gökmen kafeden çıktıktan sonra yüzüne takındığı sahte gülümsemeyi attı ve kendi kafesine sinirli bir şekilde girdi.


Gökmen’in gidişiyle Tolga Ebrar’a döndü.

“Dün ki partiden bahsetmemiştin.”

Erdem Nehir’e mutfağı işaret edip Tolga’ya eliyle selam verdi ve mutfağa girdi. Nehir’de arkasından gitmişti.

Ebrar kaşlarını çatıp bir süre düşündü.

“Bahsetmedim mi?”

“Hayır. Bahsetmedin.”

“Unutmuş olmalıyım kusura bakma.”

“Ve Gökmen’den de hiç bahsetmedin bu zamana kadar.”

Ebrar elini tuttuğu Tolga’nın elini bıraktı ve gözlerinin içine baktı.

“Bahsedeceğim birisi değildi. Normal esnaftan biri.”

“Ama diğerlerini tanıyorum ve onu şans eseri tanıyorum Ebrar. Bir de adam sana çiçek almış. Hayır, ne bu rahatlık! Nişanlı olduğunu bilmiyor mu?”

Karşısında ilk defa sert bir şekilde konuşan Tolga ile ciddileşen Ebrar ne diyeceğini bilemedi.

“Özelim onu ilgilendirmez, ki ilgilendireceği bir konumda da değil.”

“Ebrar yüzüğün nerede?”
Tolga’nın, ellerine kitlenen gözleri ile bakışlarını ellerine çevirdi Ebrar. Yüzüğü bir yerde unuturum kaygısıyla çantasında gizli bölmesinde taşıyordu. Daha sonra Tolga’nın yüzük parmağına baktı. Yüzük takılıydı. Utanan Ebrar açıklama yapsa da bu durumun hoş bir şey olmadığının farkındaydı.

“Özür dilerim, çantamda.”

Tolga elleriyle yüzünü sıvazlayıp ayağa kalktı. Ebrar’ın o adama bakışı gülüşü çiçeği alışı onu kıskandırmış ve sinir etmişti. Bir sağa bir sola volta atarken Ebrar’a kısa bir bakış attı. Oturduğu yerde üzgünce duruyordu. Duraksayıp derin bir nefes aldı ve Ebrar’ın karşısına oturup ellerini ellerine kenetledi.

“Kıskandım tamam mı? O adamın sana çiçek alışı, gülüşün, bir an beynimden vurulmuşa döndüm Ebrar. Bir başka adamın sana...”


Ebrar’ın dikkatle gözlerinin içine baktığını fark ettiğinde durdu ve sessizce devam etti. “Sana hayran olmasını, sana aşık olmasını istemiyorum.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ŞİMDİ KÖŞEYE SIKIŞTIN...(24)

Gökmen o gün şirkete gittiğinde kendini istemsizce kasılmış bir halde bulmuştu.  Şirkete adım attığı andan itibaren herkes duruşunu değiştir...