Çevredekilerin araya girmesiyle zor bela ayrılmışlar evlerin yolunu tutmuşlardı. O an film şeridi gibi Gökmen’in gözünün önünden geçmeye başladığında derin bir nefes alıp verdi. Hırsla üzerindeki pikeyi atıp yataktan kalktı ardından doğruca banyoya yönelirken sinirle kendi kendine konuşmaya başladı.
“Neymiş duygularına karışmaya hakkım yokmuş! Kendisi duygularına söz geçiremiyormuş! Başlarım o duygulara!”
Banyonun kapısını sinirle kapatıp duşa kabine kendini attığında derin bir nefes alıp verdi. Gökçe hangi ara bu adamı kendine böyle kaptırmıştı da dün akşam Erdem dile gelmişti. Soğuk duşun ardından aynanın karşısına geçtiğinde yüzünde dün akşama dair herhangi bir iz yoktu. Yüzünü buruşturup banyodan çıktı. Erdem dün akşam kendisine hiç karşılık vermemişti...
Odasına geçip dolabından giyeceği kıyafetleri ayarlarken homurdanmaya kaldığı yerden devam etmeye başladı.
“Ben nasıl fark etmedim ya! Nasıl fark etmem! Adam hepimize karşı öküzce davranırken Gökçe’ye karşı ne zaman yumuşak davrandı bu!”
Unuttuğu tek noktada son kullandığı cümleydi işte. Genelde aynı ortamlarda bulunuyorlardı ve Erdem Gökçe’ye karşı bilinçli olarak hiçbir harekette bulunmamıştı. Elindeki kıyafet yere düşerken olduğu yerde kaldı.
“Gökçe...”
Gökçe’nin son zamanlardaki değişimine sebep olan kişinin Erdem olma ihtimalini %99 yapmıştı an itibariyle. Çalan telefonuyla irkilip yerdeki tişörtü dolaba fırlatıp askıdan başka bir tişört seçti. Telefonu eline alıp kimin aradığına baktı.
“Tam zamanı!”
Daha fazla telefonun çalmasına izin vermeden açıp kulağına götürdü.
“Abiciğim!”
“Direk sadede gel Göker.”
“Aman Gökçe deyince efendim olur ben deyince sadede gel.”
“Abartma oğlum sabah sabah!”
“Tamam tamam da... Bir dakika ya, abi sen pek bir asabisin sabah sabah hayırdır?”
“Gökçe nerede?”
“Hazırlanıyor çıkacağız birazdan işte kafeye geleceğiz.”
“Tamam sen gel, Gökçe gelmiyor.”
“Neden?”
“Göker ne zamandır sana hesap veriyorum ben?”
“Opss! Tamam bir saniye.”
Gökmen geri kalan işini de hallederken telefonu hoparlöre aldı. Göker Gökçe’ye sesleniyordu.
“Abim sana izin veriyor bugün gelmiyormuşsun.”
Gökçe’nin sessizliği ardından pat diye cırlamasıyla Gökmen yüzünü buruşturdu. Göker’de kulaklarını kapatmaya çalışıyordu.
“Ama ya! Ben bugün Nehir’i falan göreceğim. Tam olarak iyileşti mi merak ediyorum! Bana ne yarın kullanırım iznimi!”
Gökmen dudaklarını beş karış açıp telefona bakarken Gökçe’nin Ebrar’ın dükkanına gittiğini ve Erdem’le aynı ortamda olacağını aklına getirdi.
“Göker telefonu hoparlöre verir misin?”
“Tabi abiciğim.”
Birkaç saniye sonra Göker “Aldım abi.” dedi. Gökmen derin bir nefes alıp Gökçe’ye hitaben konuşmaya başladı.
“Arkadaşlarını kafeye getirip bir daha gelmemek için plan yapan sen, izin verince gelmek için cırlayan da sen... Gelmeni istemiyorum bugün Gökçe konu benim için kapandı.”
Gökçe’nin cevabını beklemeden telefonu kapadı. Son hazırlıklarını da tamamlayıp evden çıktı. Tek isteği bugünü sinir sistemine hasar almadan kapatabilmekti.
Erdem yataktan kalkmamak için büyük bir çaba sarf ederken dün gecenin her anının beyninde replay etmesine anlam veremiyordu. Ona göre dün gece ki yaptığı hareket aptallıktı ve bu aptallığının sürekli sürekli gözünün önüne gelmesi hayli sinirini bozmuştu. Esnemek için dudaklarını araladığında hissettiği acıyla inledi. Gökmen’e dün hiçbir şekilde karşılık vermemişti. Yüzünde patlayan yumruklar onu ne hale getirmişti, hiçbir fikri yoktu. Bir an Ebrar’ı arayıp izin almayı düşündü. Ama kızların aklının merakta kalıp kafeden önce evine geleceklerini bildiği için sabah sabah başını ağrıtmaya gerek yoktu kendince. Yaşayıp görecekti.
Yerinden kalkıp banyoya yönelirken Gökçe aklına geldi. O kendisini bu halde görse ne olurdu? Gökmen’in yaptığını söyleyemezdi kimseye. Başını sağa sola sallayıp banyoya girdiğinde aynada gördüğü aksi ile sıkı bir küfür savurdu. Derin ve düzenli bir şekilde nefes alıp vermeye çalışırken kendi kendini adalet terazisine koyuyordu.
“Tamam belki o an pat diye söylememem gerekiyordu ama içilen zıkkım yerinde duruyor mu? Yok! Hadi sinirini çıkartıyorsun da insanın yüzüne böyle gavura vurur gibi vurulmaz arkadaş! Hayvan herif bunun acısını bir gün bir yerde çıkarırım elbet.”
Elini yüzünü dikkatle yıkayıp odasına geçti. Dün ki kıyafetlerini direk çöpe attı. Kan sıçramış ve harap olmuştu. Yeni kıyafetlerini giyerken bugün tek amacı mutfaktan çıkmamak olacaktı. Çay içmek için bile atmayacaktı adımını dışarı.
Nehir kafeye gelip işlere başladığında etrafta kimsecikler yoktu. Kolundaki bandaj dikkatini çektiğinde çiziğin geçtiğine inanarak dikkatle yapılan pansumanı çözmeye başladı. Tamamen çözdüğünde gördüğü manzarayla tatmin oldu. Kabuk bağlamıştı çizik, kendi kendine atardı o kabuğu. Kaldığı yerden işine devam etmek için hareketlendiğinde kapıdan gelen ses ile arkasını döndü.
“Günaydın.”
“Günaydın.”
Kaşlarını çatıp Erdem’in yüzüne bakarken Erdem onu görmezden gelip mutfağa yönelmek için harekete geçti.
“Bir şey demeyip senin kendi açıklamanı bekliyorum ama burada.”
Erdem omzunun üzerinden kısa bir bakış atıp gözlerini kıstı.
“Ebrar geldiğinde hemen yetiştireceksin yüzümün halini, ikinize ayrı ayrı söyleyeceğime birden söylerim ve konu burada kapanır. Anlaştık mı?”
“Hulk?”
“Nehir!”
“Ay tamam anlaştık.”
“Güzel.”
Bir kelime daha etmeden kendini mutfağa attı. Nehir arkasından gözlerini kısarken Ebrar’da kafeye giriş yapmıştı.
“Zamanlaman harika!”
“Yine ne oldu?”
Ebrar çantasını alelacele çıkartırken saçını topuz yapmaya başladı.
“Erdem abi fena dayak yemiş.”
Ebrar olduğu yerde kalırken Nehir’in cümlesini idrak etmeye çalışıyordu.
“Ne?!”
Nehir ellerini iki yana açıp bilmiyorum galiba hareketleri yaparken Ebrar mutfağa doğru yönlendi.
“Erdem abi!”
“Sana da günaydın Ebrar.”
Mutfaktan çıkan Erdem ile burun buruna gelen Ebrar iki adım geriledi.
“Yüzünün hali ne böyle!”
“Dün sanırım birilerine sataştım.”
“Nasıl yani?”
“Şöyle Hüseyin abi Mahmut abi ve Gökmen ile akşam bir şeyler içtik, sanırım fazla kaçırdım. Ne dediğimi de bilmiyordum birilerinin canını sıktım, sonra olay böyle gelişti sonuç bu oldu.”
Ebrar ve Nehir birbirlerine anlamsız bakışlar attıktan sonra Erdem’e döndüler.
“Evet çok iyi anlattın!”
“Rica ederim şimdi mutfaktayım konuyla alakalı bir şey daha duymak istemiyorum.”
İkiliyi şaşkın bir şekilde bırakırken umursamadı ve mutfağa döndü. Kendi kendine aslında pek de yalan söylemiş sayılmam diye düşünüyordu. Sonuçta fazla içmişti ve Gökmen’in canını sıkmıştı. Dediği şeyler de pat diye çıkmıştı işte ağzından. %90’ını doğru aktarmıştı sadece bilgi eksikliği yapmıştı o kadar.
Gökmen karşı kafeye bir bakış atıp kendi kafesine yöneldi. Göker’de sokağın başından gelirken oldukça neşeliydi.
“Hayırdır Göker ne bu neşe?”
“Sorma abi sorma. İçimde garip bir his var bugün. Sanki aşık olacakmışım gibi.”
Gökmen alayla kardeşine bir bakış atıp kahkahasını bıraktı. Göker elindeki anahtarı alıp kafeyi açmak için harekete geçtiğinde abisine yandan bir bakış atıp gözlerini devirdi.
“Çölde su. Sana aşk!”
“Obaa.”
“Ne var oğlum sen o aşk hissini unut. Gökçe’nin dükkana gelmeyişinin sevinci bu.”
Göker kısa bir bakış atıp kapıyı açtı. İçeriye girip abisine kapıyı açık tutarken Gökmen gözlerini üzerinden çekmiyordu. En sonunda sıktığı dudaklarını bırakıp kahkaha attı.
“Kafamızı dinleyeceğiz. Daha ne olsun oh be!”
“Öyle. Hadi bakalım başla temizliğe bende dışarı çıkacak masaları halledeyim.”
Göker başını sallayıp malzemelerin olduğu tarafa giderken Gökmen’de kasanın olduğu tarafa geçti ve böylelikle iki kafede de gün başlamıştı.
Gün içerisinde dolup boşalan kafe müşterileriyle sohbet edip vakit öldüren esnaf yine enerjikti. Mahalleli arada balkona çıkıp Güzin Hanım’a laf atıyor kendi aralarında sohbet edip eğleniyorlardı.
Zümrüt’ün mahalleye girişiyle dikkatler ona döndü. Her zaman garip kıyafetler giyinirdi ama bugün siyahlara boyanmıştı. Hiçbir yerinde renkli bir şey yoktu. Suna ve Berrak görür görmez ona seslendiğinde Zümrüt onların yanına doğru gitti.
“Kız yine kayıpları oynuyordun.”
“Aman be Suna havamda değilim.”
“Kız ne oldu?”
“Ne oldusu mu var Berrak? Sevgilisi kimmiş Erdem’in? Siz biliyor musunuz?”
İkisi de bilmiyoruz dediğinde Ebrar’ın dükkanına doğru ilerlemeye başladı Zümrüt. Süleyman Efendi Zümrüt’ü gördüğünde yüzünü buruşturup “Geldi yine nemrut kadın!” deyip sandalyesini alıp içeri geçti. Suna Hanım Süleyman Efendi’nin arkasından restorana girdikten sonra kendini belli etmek için hafifçe öksürdü. Süleyman Efendi kendisine döndüğünde gülümsedi.
“Yine dedin diyeceğini Süleyman abi.”
“Ne demişim kızım?”
“Yapma Süleyman abi. Zümrüt’e dediğini duyduk.”
“Yalan yanlış şeyler söyleyip milleti kandırıyor.”
“Biz zaten bunun farkındayız.”
“O yüzden gelip duruyor dimi buralara.”
“Onun da sevdiği uğraş bu Süleyman abi çok ayıp ediyorsun ama.”
Süleyman Efendi sessiz kalıp bir şey söylememeyi tercih etti. Suna Hanım ona yakın bir sandalyeyi çekip oturdu.
“Bazen insan yalanlara inanmak istiyor. Doğru olmadığını bile bile, körü körüne bir ucundan bir yalana inanmak istiyor. O yalanla avutuyor kendini.”
“Gerçek yüzüne vurduğunda-“
“Gerçek yüzüne vurduğunda üzülse bile kendini kandırdığının farkında olup fazla yara almıyor.”
“Öyle mi dersin?”
“Öyle derim Süleyman abi. Bırak insanlar istediği yalana kendilerince inansınlar. Sonunda dersini çıkaracak kişi kendisi her zaman. Kimsenin adalet terazisini ne sen ne ben kurabiliriz ancak kendi kendini yargılar.”
“Ya yargılamıyorsa?”
“O da onun yanlışı işte.”
“Zümrüt’ün kendisini yargıladığına inanıyor musun?”
“Zümrüt insanların asıl duymak istediği şeyleri söylüyor Süleyman abi. Ne zaman buradan birinin falına bakarken kötü bir şey dediğini duydun. İyi şeyler söyler hep. İnsanların bilinç altını iyiye yönlendiriyor işte.”
“Bu kız neden kendi söküğünü dikemiyor o halde?”
“Erdem mevzusu mu?”
“Evet. Çocuğun kendisinden hoşlanmadığını cümle alem biliyorken niye böyle yapıp kendisini üzüyor?”
“Belki insanlara söylediği şeyler yani olumlu şeyler kendisinde fayda etmiyordur.”
Süleyman Efendi kafasını sallayıp çırağına döndü.
“Suna ablanla bana iki çay getir koçum.”
Zümrüt, Ebrar’ın kafesine girdiğinde Ebrar kendisine kısa bir bakış atıp önüne döndü.
“Hoş geldin Zümrüt.”
Ebrar’ın en son Zümrüt’le karşılaşmalarında Zümrüt’ün son kurduğu cümleyle afallaması aklına geldi. Hızlıca kendisine yaklaşan Zümrüt’e döndü.
“Sana bir şey soracağım?”
Zümrüt ona dikkatle bakarken “Tabi.” dedi.
“Geçen gün buradan gitmeden Gökmen ile ben kapıda otururken bir şeyler söylemiştin.”
Zümrüt dediklerini hatırlayıp başını olumlu anlamda salladı.
“Evet.”
“Ne demek istedin?”
“Bilmem. Sen ne anladın?”
“Zümrüt kartları açık oynasan.”
“Aranızdaki farklı iletişimi tek ben görmüş olamam Ebrar. Gökmen senden etkileniyor. Sen ama kendini bastırmaya çalışıyor gibisin. Sanki... sanki kendini kandırıyorsun gibi.”
Ebrar başını olumsuz anlamda sallayıp önüne döndü.
“Yok öyle bir şey. Ayrıca unuttun mu bilmiyorum ama hayatımda-“
“Evet Tolga var. Ama ya sen Tolga var diye kendini kısıtlıyorsan?”
“Zümrüt sen-“
“Ben ne? Açık oynuyorum işte.”
Nehir’in tezgaha tepsi bırakmasıyla ikili Nehir’e döndü. Nehir Zümrüt’ü simsiyah giyinmiş görünce şaşkınlıkla dudaklarını araladı.
“Zümrüt başın sağ olsun.”
Ebrar gözlerini kısıp “Ne?” dediğinde Zümrüt’te aynı tepkiyi vermişti.
“Siyahlara bürünmüşsün. Birini mi kaybettin?”
Ebrar, Zümrüt’e kısa bir bakış atıp kıyafetlerini daha yeni fark etmiş olmanın verdiği şaşkınlıkla diyecek söz bulamadı. Zümrüt ortamın en garip renkli kıyafetlerine sahip insandı.
“Evet.”
Nehir’e karşılık verdiği cevapla Ebrar ve Nehir birbirine baktı.
“Kimi?”
“Nehir!”
Ebrar’ın uyarmasıyla Nehir bir dakika dercesine elini kaldırdı. Zümrüt dudaklarını büzüp “Erdem’i.” dediğinde Ebrar omuzlarını aşağı indirip gözlerini devirdi.
“Erdem abinin dün ki kavgasını sen de mi biliyorsun yoksa. Merak etme ölmedi o. Yani sadece yüzü biraz şiş ve biraz mor.”
Zümrüt anlamsız bir bakış attıktan sonra oturduğu yerden hızla kalktı. Ebrar Nehir’e gözlerini pörtleterek bakarken Nehir ne var dercesine ikisine bakıyordu. Birkaç saniye sonra “Ah ben pot kırdım galiba.” deyip tezgaha bıraktığı tepsiyi eline aldı ve müşteriyle ilgilenmek için arkasını döndü.
“Nehir.”
Ebrar’ın seslenmesiyle ona döndü. Zümrüt’e özellikle bakmamaya çalışıyordu. Zümrüt “O nerede? Mutfakta mı?” dediğinde Ebrar “Evet ama-“ dediğinde Zümrüt çoktan mutfağa doğru harekete geçmişti.
Mutfakta işlerini bitiren Erdem çıkmak üzereyken Zümrüt’ün geldiğini duyup mutfaktan ayrılmamayı tercih etti. Daha sonra konuşmaları duyduğunda Nehir’in cümleleriyle elini alnına vurdu. Alnındaki şişliğe denk getirdiği için dişlerini sıkıp ses çıkarmamaya çalıştı. Nehir eceline susamıştı ona göre.
Zümrüt’ün mutfağa doğru geldiğini hissedince mutfaktan dışarı attı kendini. Zümrüt göğsüne çarpıp duraksadığında hemen arkasında duran Nehir’e ölümcül bakış atmayı ihmal etmedi. Nehir dudağını büzüp Ebrar’a bakış attığında Ebrar ben suçsuzum dercesine ellerini havaya kaldırdı.
“Hiii! ”
Zümrüt elini yüzüne değdirmek için kaldırdığında Erdem bileğinden yakaladı.
“İyiyim Zümrüt Hanım.”
“Ama-“
“Geçer Zümrüt Hanım.”
Dükkandan çıkmak için kapıya doğru ilerlerken Zümrüt önünden çıkmıyor geri geri yürüyordu.
“Nasıl oldu?”
“İnsanlık hali olur böyle şeyler arada Zümrüt Hanım.”
Dükkandan dışarı çıktıklarında Gökmen karşıda bir müşterisiyle konuşuyordu. Gökçe sokağın girişinde kafeye doğru yaklaşıyordu. İkilinin gördüğü manzarayla olduğu yerde kalmaları kimsenin umurunda değildi. Erdem ne Gökmen’i ne Gökçe’yi fark etmişti.
“Canın acıyor mu?”
Zümrüt elini ısrarla Erdem’in yüzüne değdirmek için çabalıyor Erdem ısrarla bileklerinden yakalayıp elini nazikçe bırakıyordu. Bu hareket onda bana dokunmanı istemiyorum demekti. Ama Zümrüt anlamıyordu. Gökçe Erdem’in yüzünün halini gördüğünde kalbi bir an kasıldı. Boğazı düğümlendi. Dün akşam veya bugün bir şey mi olmuştu? Düşünceler beynini istila ederken Gökmen’in kendisine seslenmesiyle olduğu yerde sıçradı.
“Gökçe!”
Erdem önce karşıya daha sonra Gökmen’in baktığı karşıdaki noktaya çevirdi bakışlarını yavaşça. Gökçe dikkatle kendisine bakıyordu. Zümrüt’te Erdem’in baktığı noktaya döndüğünde Gökçe’yi gördü. Erdem başını sağa sola sallayıp Zümrüt'ün sağ tarafından hızlı bir geçiş yapıp adımlarını hızlandırdı. Gökçe’ye kayan bakışlarına engel olmaya çalışıyordu. Gökmen’in “Erdem! Önüne bak!” diye bağırmasıyla omzunun üzerinden Gökmen’e kısa bir bakış attı.
Gökçe kaşlarını kaldırıp abisine doğru ilerlerken arada Erdem’e bakıyordu. Abisinin kurduğu cümleyle afallayıp yolda durdu. Abisinin bu ani çıkışına anlam veremedi. Aralarında anlaşmazlığı pekala biliyordu ama abisi böyle birine asla çıkışmazdı. Gökmen’in karşısına geçtiğinde şaşkındı.
“Ben sana bugün izinlisin demedim mi abiciğim. Ne işin var burada senin?”
“Abi ben gelmek istedim.”
Gökmen Erdem’in köşeyi döndüğünü gördüğünde derin bir nefes alıp verdi.
“Tamam. Her neyse geç içeri o halde.”
“Abi ne oluyor?”
“Yok bir şey Gökçe.”
“Erdem’e ne olmuş?”
“Bilmem. Kim yaptıysa ellerine sağlık. Ayrıca sana ne kızım. Bizi ilgilendirmez.”
Gökçe abisinin bugün ki tavırlarına anlam vermekte zorlanıyordu.
“Abi-“
“Gökçe.”
Zümrüt’ün dikkatle olduğu yerde kalması az önce olanları beyninde çözümlemesi fazla zamanını almamıştı. Erdem’i bu hale Gökmen getirmişti. Sessizce sokaktan çıkarken bunun nedenini düşünmeye başladı.
Ebrar ve Nehir dükkandan çıkıp Erdem’in arkasından bakınırken Gökmen ve Gökçe’yi gördüler. Gökçe onlara doğru bakıp hafifçe gülümsedi. Abisine “Hemen geliyorum.” dedikten sonra karşıya geçti.
“Tekrardan geçmiş olsun Nehir. Daha iyisin ya?”
“Ah iyiyim iyiyim, sağ ol. Krem için de teşekkür ederim.”
Nehir’in endişeli bakışlarının gizlemeye çalıştığını fark etti. Ebrar ise elini alnına vurup bir ileri bir geri volta atıyordu.
“Siz iyi olduğunuza emin misiniz?”
Ebrar başını yavaşça sallayıp gülümsedi.
“Sorun yok.”
Mahalleye giriş yapan bir arabayla hepsi duraksadı. Gökmen dükkanın önünde duran arabaya doğru ilerledi. Gökçe şaşkınca arabaya doğru döndü.
“Ah! Babam geldi sanırım.”
Arabadan inen babasının yanına ilerlemeye koyulduğunda kızlara el salladı. Ebrar, Nehir’in kolunu cimcikleyip kulağına doğru eğildi. Erdem fazla hassaslaşmıştı bu aralar. Fark ettirmemeye çalışsa da Ebrar farkındaydı. Nehir’in kendisine gelmesi için biraz gözünü korkutmasında sorun görmedi.
“Yarın cenazen öğle namazından sonra kalkarsa şaşırma.”
“Ay Hulk olup çıktı dükkandan resmen! Ebrar korkuyorum ya!”
“Kork kızım kork.”
Daha sonra dükkana girip kasanın başına geçerken, tek düşüncesi Erdem’in yarım yamalak anlattığı olayın aslının ne olduğuydu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder