3 Ağustos 2018 Cuma

HERKESİN KENDİ İÇ HESAPLAŞMASI VAR(21)

Güneş yeni bir günün daha başladığını belli etmek istercesine aydınlığını etrafına saçarken Ebrar gözlerini kısıp oturduğu yerden ayağa kalktı ve perdeyi çekti. Dün akşam olanlardan sonra Tolga ile daha sonra görüşmek üzere ayrılmışlar fakat bu ayrılış Tolga için kalbine oturan ağırlığı da beraberinde getirmişti.

Ailesi karşısında ilk defa farklı görmüştü Ebrar’ı. Sandığından fazla yarası vardı onlara karşı içinde. Gece boyu uyumamış gözüne bir gram uyku girmemişti. Evlilik konusunda Ebrar’ın bu denli temkinli davranışlarının sebebini kavramıştı. Farkında olmadan Ebrar’ı zorladığını düşündü. Eliyle yüzünü sıvazlayıp derin bir nefes aldı. Bundan sonra evliliği ikinci plana atacaktı. Asıl mevzu Ebrar’ın derin yarasını sarmaya çalışmaktı. İnsanlara karşı güçlü dursa da içindeki savunmasız o hiç kimsenin görmek istemediği sesini duyurmadığı kız çocuğunu özgür bırakacaktı...



Ebrar gece boyunca oturduğu koltuktan bir milim kıpırdamamıştı. Annesine ve babasına dedikleri aklından geçiyor, onların yüzleri önüne geliyor ve kendine “Bu yanlış!” diyemiyordu. Çalan telefonuyla irkilip yaşam belirtisi verdiğinde başını kendine gelmek istercesine salladı. Telefonu eline alıp kimin aradığına baktı. Erdem’di. En son konuşmaları iyi geçmişti ama bu saatte aramasının sebebini düşünmek istemiyordu.

“Efendim?”

“Günaydın Ebrar.”

“Günaydın.”

Bir elini ensesine atıp ovarken başını sağa sola eğdi. Erdem’in sorduğu soruyla bakışlarını karşısında duvarda takılı olan saate çevirdi.

“Ne zaman işe gelirsin?”

Biraz uyumaya çalışacaktı. Dalgınlığını üzerinden atması lazımdı.

“Ah, bugün biraz geç gelebilirim.”

“Tamam.”

“Nehir ile uslu uslu durur musunuz?”

Karşı tarafta Erdem bu ani soruyla ve sorma ses tonuyla kaşlarını havaya kaldırdı.

“Deneriz.”

“Tamam.”

“Tamam.”

“O zaman geldiğinde görüşürüz.”

“Görüşürüz.”

Ebrar telefonu kapatıp bir kenara koyduktan sonra ellerini şakaklarına dayayıp gözlerini tavana dikti. Bugün sessizliğe ihtiyacı vardı.



Erdem telefonu kapattıktan sonra hiç beklemeden doğruca Nehir’i aradı. Ebrar’daki ses değişimi tedirgin etmişti. Nehir uzun süren telefon çalışından sonra cevapladı aramasını.

“Karga daha malum besinini yemeden-“

“Nehir?”

“Erdem abi sen misin?!”

“Kimi bekliyordun sen?”

“Ki... Kimseyi ama sen bu saatte neden aradın daha vakit vardı.”

“Ebrar’a ne oldu?”

“Hı?”

“Ebrar diyorum ne oldu kıza diyorum Nehir.”

Nehir gözlerini ovup yatağından kalkarken sendeledi.

“Dün annesi dükkana geldi.”

Erdem olduğu yerde kalırken elindeki çay bardağını bir kenara koydu. Demek annesi gelmişti? Nehir bir süre sessiz kaldığında boğazını temizledi. Ama Nehir bu esnada kendini yatağa bırakmış ve horlama moduna geçmişti. Erdem telefonu kulağından uzaklaştırıp sanki karşısında Nehir varmış gibi telefona baktı.

“Nehir?”

“He evet buyurun sipariş nedir?”

Erdem gülmesini bastırmak için dudaklarını sıkı sıkıya tutarken sesinin düzgün çıkmasına dikkat ediyordu.

“Dükkanı bugün biraz daha erken açar mısın? Ben de erkenden geleceğim. Konuşmamız gereken konular var.”

“Dün olan olaydan dolayı gerçekten özür dilerim. Beni öldürme!”

Erdem uyku sersemi olan Nehir’e karşı gözlerini o görmese de devirdi.

“Seni öldürme gibi bir niyetim yok Nehir... Henüz.”

Nehir uykusu kaçmış bir halde yataktan fırladığında kolunu birkaç parça eşyaya çarptı. Erdem arka taraftan duyduğu seslerle kahkahasını serbest bıraktı. Erdem’in kahkahası kulaklarında yankılanan Nehir olduğu yerde kalakaldı. Resmen uykusu kaçsın diye böyle bir şey demişti ve başarılı olmuştu. Gözlerini kısıp telefona öldürücü bir bakış attı.

“Dükkanda görüşürüz Erdem abi!”

“Görüşürüz Nehir.”

Kapanan telefonların ardından ikili birkaç saniye öylece durduktan sonra kahkahalarını yeniden serbest bıraktı.



Aradan geçen birkaç saat sonunda gün Gökmen için başlamıştı. Esneyip yatağından kalktıktan sonra güneşi selamlamak adına perdeyi açıp gülümsedi. Ebrar’la dün iyi bir şekilde vedalaşmışlardı. Banyoya yönelip kısa bir duş aldıktan sonra kıyafetlerini giyip evden çıktı ve doğruca ailesinin evine doğru arabayı sürdü. Evde dün akşamdan beri içi içini yiyen bir adet Gökçe bütün olaylardan habersiz Göker sabah kahvaltısı masasında oturuyorlardı.  Neşe Hanım elindeki son tabağı da masaya yerleştirdikten sonra eşine gülümsedi.

“Gökmen kahvaltıya gelecekmiş mesaj attı.”

Gökçe babasına yandan bir bakış atıp önüne döndü. Dün akşam babası kendisiyle beklemediği bir konuşma gerçekleştirmişti. Eve geldiklerinde babasının çalışma odasına geçmişler ve yaklaşık bir saat boyunca konuşmuşlardı. Babasının fikirleriyle daha farklı bakmaya başlamıştı olaya, ama bir yerde babasının “Ebrar gibi bir gelinim olmasını isterdim açıkçası.” demesiyle afallamıştı. Abisini gözünün önüne getirdiğinde Ebrar’dan etkilendiğini yok saymamıştı. Ama Ebrar’ın dünyasında apayrı olaylar vardı yeni fark etmişti. Annesiyle karşılaşması hiç onun için sevindirici olmamıştı mesela. Neşe Hanım’a kısaca bakıp önüne döndü. Kendisi annesiyle uzun zaman görüşmese ve annesi kendisine sürpriz yapıp gelse sevinçten havalara uçardı ama Ebrar kalakalmıştı. Zorla annesine sarılmıştı. Ebrar’a karşı ördüğü duvarları yavaş yavaş indiriyordu farkında olmadan ve bundan gocunmuyordu.

Düşünceleri içinde boğulurken masadaki sessizliğini fark edenler kendi aralarında bakışmıştı. Aniden kapının çalmasıyla Göker kalkıp kapıya gitti. Açılan kapıyla abi kardeş selamlaşmasını duyduğunda başını kaldırıp babasına baktı. Arslan Bey gülümseyip elini tuttuğunda o da babasının elini sıkıca tuttu.

“Off bakıyorum da yine formunuzdasınız Gökmen Bey.”

“Göker bana iltifat ederken iki kez düşün. Cümle de hata var, mesela benim hep formumda olduğum gibi.”

Göker yüzünü buruşturup kapıdan geri çekilirken abisine “Üzgünüm majesteleri beni affedin.” diye mırıldanmadan edemedi.

Gökmen karşılık olarak “Bir daha olmasın.” dediğinde ikili evi kahkahalarıyla sarsmıştı.
Mutfağa doğru geçtikleri esnada Gökçe gülümseyerek abisine baktı. Gökmen Gökçe ile göz göze geldiğinde gülümsedi. Aklında direk Erdem belirdiğinde dişlerini sıktı. Masaya oturduklarında babası başıyla selam verdi. Neşe Hanım’a yandan bir bakış atıp Gökmen’e döndü.

“Masaya en son benim oturmam sizin beni beklemeniz gerekiyor ama nasıl oluyorsa hep en son gelen sen, bekleyen ben oluyorum Gökmen.”

Neşe Hanım kocasına ayıplarcasına bir bakış attıktan sonra Gökmen’den önce cevap verdi. Arslan Bey’in istediği ayağına gelmişti. Gökmen babasının annesine karşı yaptığı atağı anlayıp babasına göz kırptı.

“Çocuk her zaman geliyor sanki Arslan Bey. Ne olmuş azıcık beklediysen.”

Arslan Bey Neşe Hanım’ın ciddi tavrıyla yutkunurken Göker’e baktı. Yerinde kahkaha atmamak için kendini sıkıyordu. Gözlerini kısıp “Göker.” dediğinde Göker duruşunu dikleştirip “Efendim baba? ” dedi.

“Sen bugün dükkanı erken açacakmışsın.”

Göker başını sağa sola sallayıp “Yoo.” dedikten sonra, Gökmen’e dönüp “Öyle mi abi erken mi açacakmışım?” diye sordu.
Babasına kısa bir bakış atan Gökmen “Öyle hadi kalk.” dedi gülerek.

Arslan Bey çocuksu bir edayla gülümsediğinde Neşe Hanım’dan beklenilen tepki gelmişti yine.

“Çocuk daha kahvaltısını yapmadı Arslan!”

“Yolda giderken yer bir şeyler Neşe Hanım. Hadi Göker kalk.”

“Otur Göker.”

“Göker kalk.”

“Otur Göker.”

“Göker-“

“Ay yeter heyheylerimi tepeme dikme benim Arslan. Göker ye güzelce öyle çık.”

Arslan Bey karısının ağzının payını vermesiyle aşkla ona bakarken Göker dumura uğramış bir ifade ile kalakalmıştı. Gökmen kahkahasını serbest bıraktığında Gökçe’de abisine eşlik etmişti. Babasının bazen kendilerinden fazla annesine nazlandığı, ama bunu yaparken kendilerini kullanması su götürmez bir gerçekti. Neşe Hanım sakinleşmeye çalışırken Arslan Bey kahvaltı tabağını doldurmaya başladı. Kendisine göz kırpıp gülümsediğinde gözlerini kıstı. Kocası madem savaş istiyordu karşılık alırdı.

“Arslan bırak tabağı.”

“Efendim?”

“Bırak tabağı Arslan.”

“Karıcığım...”

“Arslan.”

Arslan Bey tabağı elinden bırakırken Göker’e sinirli bir bakış attı.

“Senin yüzünden aç bırakacak annen beni mutlu musun?”

“Baba ben ne yaptım ya? ”

“Sus rezil herif.”

Gökçe artık gülmekten gözlerindeki yaşları serbest bırakırken birkaç saniye sonra bütün masa kahkaha sesleriyle dolmuştu. Gökmen ailesine sevgi dolu bakarken bir kez daha şükretti.  Herkes eşit aileye sahip olamıyordu. Kimisi yaralarken çocukları, kimisi sevgiyle besliyordu sadece. Ve bu aile sevgi her şeyden önce geliyordu.



Nehir sokağa erkenden giriş yaptığı an Süleyman Bey’in dükkanına gazeteyi bıraktı. Henüz ortalık sakinken dükkanı açmak ona kötü geliyordu. Sokağın sonundan gelen Erdem’i gördüğünde uykulu gözlerini ovaladı. Dünden beri kendi kendini yargılarken Erdem’in fırçasını yemek ona zulüm mü yoksa ödül mü olacaktı bilemiyordu. Kepengi eğilip kaldırırken Erdem yardımcı oldu.

“Günaydın.”

“Benim günüm aslında hala aymadı ama sen öyle diyorsan...”

Erdem duruşunu dikleştirip Nehir’e alaycı bir bakış attığında Nehir kapının anahtarını çantasından çıkartıp oflayarak kapıyı açmaya koyuldu. Açtığı kapıyı geriye doğru iterken Erdem onun girmesini bekledi. Bir süre kapıdan içeri adımını atmayan Nehir olduğu yerde öylece kaldı.

“Nehir girsene kızım.”

Başını sağa sola sallayıp kendine gelmeye çalıştı. Erdem’i onaylayıp içeriye girdiğinde bir sandalyeye bıraktı kendini daha sonra masaya başını bıraktı. Erdem başında dikilip homurdandığında Nehir cıkcıklayıp başını diğer tarafa çevirdi.

“Sabahın köründe uykumu bozman yetmiyormuş gibi, daha millet dükkanını açmamışken bana dükkanı açtırtman acımasızlığının kaçıncı evresi söyler misin?”

Erdem masaya koyduğu başını kaldırmadan mırıldanan Nehir’in dediklerinden sonra ellerini cebine koydu. Boğazını temizleyip tane tane konuşmaya başladı.

“Öncelikle senin işlerini bu sabah zaten ben yapacağım.”

Nehir tek gözünü açıp ona bir bakış atıp dalga geçip geçmediğini ölçtü. Gayet ciddi gözüken Erdem’e hafifçe gülümsedi.

“Sen acımasız değilsin.”

Erdem gülüp başını salladığında Nehir gözlerini kapadı.

“Ama yine de yatağımdan ayırdın. Sen acımasızsın.”

Erdem şaşkınca Nehir’in kapalı gözlerini bakarken kalakalmıştı.

“Benimle ne konuşacaksın?”

Nehir istemeye istemeye gözünü açıp başını masadan kaldırdı ve ellerini çenesine yasladı. Dağınık saçından yüzüne düşenleri geriye doğru atıp Erdem’e kısa bir bakış attı.

Erdem karşısındaki sandalyeyi çekip oturduğunda dilini damağına vurup şaklattıktan sonra Nehir’e baktı.

“Konu çok basit. Ebrar’ın annesiyle dün ne oldu onu anlatacaksın.”

“Bu mu yani telefonda da anlatabilirdim bunu ben sana.”

“Hayır anlatamazdın uyuyakalırdın.”

Nehir Erdem’in kurduğu cümlenin doğruluk oranını gözden geçirdikten sonra sıkıntılı bir nefes verdi.

“Ta-mam. Haklısın uyuyakalırdım. Her neyse dün gayet şık giyimli bir kadın geldi bende müşteri diye gayet hoş bir şekilde karşıladım ama kadın ne yaptı!”

Bir süre duraksadı ve karşısındaki kişinin Erdem olduğunu unutarak heyecanlı  bir tepki bekledi. İstediğini alamayınca uykusuzluğun da getirdiği huysuzlukla küçük Erdem'in dediği gibi tam anlamıyla celledi.

"Ya! Erdem abi! Sorsana ne yaptı diye!”

Erdem sabırla “Ne  yaptı?” diye sorup anlatmasını bekledi. Nehir ise beklediği soru gelince sanki Firdevs Hanım karşısındaymış gibi bir moda bürünüp nefretle karşısına baktı.

“Beni görmemezlikten geldi ve direk Ebrar’a yönelip 'Kızım' dedi!”

Erdem ifadesizliğini bozup tek kaşını kaldırırken sessizce Nehir’in devam etmesini bekledi.

“Sonra işte Ebrar gördüğünde şaşırdı hatta gördüğüne sevinmedi bile. Bir görsen sarılırken bile zorlanmıştı. Kıyamam canıma ben ya minnoş çok üzüldü.”

Erdem Nehir’in araya koyduğu tepkilerine gülmek istese de Ebrar’ı düşünüyor kızın sıkıntılı olması canını sıkıyordu.

“Asıl üzen mevzu da şey oldu Gökmen’in babası buraya gelmişti ve onu dünürü sandı yani Tolga’nın babası sandı. Düşünebiliyor musun? Kadın daha dünürünü bile tanımıyor!”

Erdem oturduğu yerde geriye doğru yaslandı. Nehir’e devam et dercesine bir bakış attı.

“Ebrar’da annesini dışarı çıkarttı. Bir şeyler konuştular. Annesi gitti ve sonra...” Yüzü düşüp gözleri dolduğunda Erdem’e kısa bir bakış attı.

“Ebrar ağladı.”

Erdem öne doğru eğilip Nehir’in dolan gözlerine bakmaya çalıştı.

“Sonra konuştunuz mu peki Ebrar’la?”

“Sadece yine ailesinin kendisini anlamadığını söyledi. Akşam detaylıca konuşuruz sanıyordum ama Tolga’yı çağırmıştı. Ona da ailesinin geldiğini söylemesinin doğru olacağını düşünüyordu. Sonra vedalaştık falan öyle yani.”

Erdem düşünceli bir tavra büründüğünde kaşlarını çattı.

“Benden sakladığın bir şey mi var Erdem abi?”

Erdem başını olumsuz anlamda sallayıp bakışlarını onunla buluşturdu.

“Hayır yok sabah onu aradığımda bir şey olduğunu sezmiştim de. Sesi çok yorgun geliyordu. İçime dert oldu. Bugün zaten geç gelecek biraz. Geldiğinde yine ikimiz idare ederiz kafeyi. Mutfakta işlerimi erkenden bitirip kasaya bakarım yine. O yüzden sana erken gel dedim.”

Nehir hafifçe gülümseyip Erdem’in koluna vurduğunda “İyi kalpli Hulk.” diye mırıldandı. Erdem Nehir’in bu haline gülmeden duramadı. Oturduğu yerden kalkıp arka tarafa gitti ve temizlik malzemelerini aldı. Gömleğini çıkartıp askıya astığı esnada Nehir ona gülerek bakıyordu.

“Cidden temizleyeceksin.” dedi.

Erdem başını sağa doğru eğip Nehir’e göz kırptı.

“Elimden geldiği kadar sessiz olmaya çalışacağım sen de biraz uyumayı dene.”

Nehir gülerek başını tekrar masaya bıraktığında gözlerini kapadı. Çok geçmeden uykuya dalmıştı.



Göker, Gökmen ve Gökçe mahalleye girdiğinde esnafta dükkanını açmaya koyulmuştu. Herkesle selamlaşan üçlü kardeş kendi dükkanlarına geldiklerinde karşıya baktılar. Gökçe Ebrar’ı düşünüyordu.

“Erkenciler.”

Göker’in konuşmasıyla Gökçe ona döndü.

“Önemli işleri vardır belki.”

Gökmen’in iddiasıyla başlarını sallayan ikizler abilerinin açtığı kapıdan içeri girdiler. Göker bilgisayarın başına geçip hemen müzik listesi ayarlamaya koyulduğunda Gökçe temizlik malzemelerini almak için arkaya yönelmişti. Gökmen zaman kaybetmeden dışarı çıkacak masaları çıkartırken sessiz iş dağılımından memnun olmuştu. Dışarı bıraktığı masayı düzeltip içeri gireceği esnada Süleyman Bey’i fark etti. Elinde tuttuğu gazete ile Ebrar’ın dükkanına doğru ilerliyordu.

“Günaydın Süleyman Amca.”

Süleyman Bey durup Gökmen’e baktı ve babacan bir edayla gülümsedi.

“Günaydın evladım.”

“Nasılsınız?”

“İyiyim evladım sağ ol sen nasılsın?”

“İyiyim bende teşekkür ederim. Ebrar’ın yanına mı?”

“Ha yok. Nehir’in yanına, bana dün ki gazetenin aynısını getirmiş. Bir fırça çekeyim dedim.”

Gökmen güldüğünde Süleyman Bey’de gülümseyip Ebrar’ın kafesine yöneldi.
Göker içeriden hareketli bir şarkı açtığında elini istemsizce kulaklarına götürdü.

“Oğlum kıssana biraz şunu!”

“Abi dur ya kendimize gelelim.”

“Mahalleyi ayağa kaldıracaksın gereksiz!”

Müziğin sesi biraz kısılırken Göker alıngan bir tavra bürünmüştü bile.

“Saat kaç oldu kalksınlar tabii.”

Gökçe elinde temizlik malzemeleriyle ortalıkta dolanırken Göker’e “Seviyesiz.” diyerek tepkisini belirtti.

Gökmen “Ya sabır.” dediğinde ikisi de sus pus olmuştu.

Güneşin tam tepede olduğu an Ebrar sokağa gelmişti. Herkesle selamlaşıp adımlarını doğruca kafeye yönlendirdi. Derin bir nefes alıp kafeye girdiğinde Tolga’yı görmeyi hiç beklemiyordu. Kolundaki saate kısa bir bakış atıp kaşlarını çattı. İş saatinde gelmesini hiç beklemiyordu. Tolga Ebrar’ı görür görmez oturduğu yerden kalkarken Erdem Tolga’da ki hareketliliği fark edip bakışlarını kapıya çevirdi.  Ebrar Tolga’yı görmenin vermiş olduğu şaşkınlıkla afallamış bir halde öylece duruyordu. Arkasında dükkana girmek için bekleyen müşteriyi fark etmemişti bile. Erdem’in uyarırcasına öksürdüğünde omzunun üzerinden arkaya kısa bir bakış atmış daha sonra mahcup bir şekilde kapının önünden çekilmişti.

“Pardon, fark etmedim.”

Müşteri sevimli bir şekilde gülümseyip içeri girdi. Nehir müşteri ile ilgilenirken arada Ebrar’a bakış atmaktan geri kalmıyordu. Erdem Tolga’nın yüzündeki kararsızlığı fark ettiğinde ona seslendi.

“Gitsene kızın yanına oğlum.”

Tolga Erdem’in komutuyla harekete geçerken Ebrar hala ona bakıyordu. Yüz yüze geldiklerinde Tolga gülümsedi.

“Merhaba.”

“Senin işin yok mu?”

Ebrar’dan beklemediği bir karşılık aldığında yutkundu.

“Vardı ama erken bitirdim ve buraya geldim.”

Ebrar anlayışla başını sallayıp bakışlarını kaçırdı. Dün akşam için Tolga’ya karşı utancı vardı ve geçmemişti. Karşısında şimdi durmuş kendisine aşkla bakan adama ne diyeceğini bilemiyordu.

“Oturalım mı biraz?”

Tolga’nın beklentiyle yüzüne bakmasıyla gülümsedi. Başını sallayıp köşedeki masaya geçti. Tolga karşısına geçip oturdu.

“Uyumamışsın.”

Ebrar şaşkınca Tolga’ya bakarken Tolga anlayışla gülümsedi.

“Gözlerin şiş ve kızarık.”

“Aslında uyumaya çalıştım ama sanırım pek başarılı olamadım.”

Tolga ellerini tutmak için masaya ellerini koyup ona uzattığında Ebrar karşılık verdi. Tolga’nın elini tuttuğunda yükünün biraz hafiflediğini hissetti. Bakışlarını usulca ona çevirdiğinde Tolga’nın ikisinin birleşen ellerine bakıp gülümsediğini fark etti.

“Tolga?”

“Efendim.”

Ebrar başını sağa doğru eğip mahcup bir şekilde baktı.

“Dün akşam için özür dilerim.”

“Yo yo özür dilemeni gerektirecek bir şey yok emin olabilirsin. Sen haklısın çünkü. Annen ve babanın yaklaşımları kırıcı olsa da umurumda değil. Önemli olan sensin, senin fikirlerin. Ve sen onlar gibi değilsin. Ben aşık olduğum kadının ne kadar naif ve alçak gönüllü olduğunu biliyorum. ”

Ebrar dolan gözlerini kaçırıp, Tolga’nın 'Sen onlar gibi değilsin.' demesiyle boğazına oturan yumruyla baş etmeye çalıştı. Ne annesi ne de babası gibiydi evet. Bu yüzden onlar onu anlamıyordu.

“Ebrar, bir tanem-“

“Özür dilerim.”

“Bir kez daha özür dilersen ağlayacağım!”

Tolga’nın gülerek ettiği isyana yandan bir bakış attığında duraksadı. Sırf kendisi gülsün diye kurduğu cümle ile aldığı yüz ifadesi Ebrar’ı savunmasız yakalamıştı.
Tolga yavaş yavaş gülmesine son verirken Ebrar “Hayır.” diye mırıldandı.

“Anlamadım?”

“Biraz güler misin?”

Tolga şaşkınlığa uğrasa da belli etmemeye çalıştı. Ebrar dolan gözleriyle kendisine bakıp küçük bir kız çocuğu gibi “Lütfen.” dediğinde gülümsedi. Ebrar’ın gözünden bir damla yaş firar ettiğinde gülmek ilk defa canını acıtıyordu. Uzanıp o gözyaşını silerken Ebrar ısrarla gülümsemesini izliyordu. En sonunda “Senin en son ne zaman güldüğünü unuttum.” dediğinde Tolga için zaman durdu. Gülümsemesi istemsizce yüzünden silinirken dikkatle Ebrar’a baktı.

Ebrar dudaklarından çıkan cümlenin ne olduğunu bilerek onaylarcasına başını salladı.

“Kırdım, incittim, konuşmak bile istemedim. Sana karşı son zamanlarda kapalı bir kutudan farksızdım.”

Tolga duyduğu cümlelerle gözlerinin dolmasına engel olmaya çalıştı. Ebrar şu an karşısında hatalarını bütün çıplaklığıyla dile getiriyordu.

“Ve sen hiç böyle bir muameleyi hak etmedin.”

Tolga tuttuğu elini hafifçe sıkıp dudaklarına götürdü. Küçük masum bir buse kondurup derin titrek bir nefes aldı.

“Ah Ebrar.”

Ebrar başını olumsuz anlamda salladığında ikisi de sustu. Sadece birbirlerine bakakaldılar. Ta ki Nehir’in Ebrar’a seslenmesine kadar.

“Ebrar Süleyman Amca seni dükkanına bekliyor.”

Tolga’ya kısa bir bakış atıp oturduğu yerden kalkarken ellerini ondan çekti. Tolga anlayışla bakıp gülümsediğinde çıkışa yöneldi. Ebrar’ın gitmesiyle gözünden akan yaşı hızlıca silen Tolga Erdem’in yanına ilerledi.

“Kafayı yiyeceğim! Her şeyden kendini suçluyor.”

Erdem “Anlıyorum.” dediğinde Tolga eliyle yüzünü sıvazladı.

“Ben onun yaptığı yanlışları kendi içimde doğru hale getiriyorum onun haklılığını savunuyorum... Ama o tamamen karmaşık bir hale dönüştürüyor içinde ve bana enkaz halinde geliyor. Onarmak için elimden geleni yapmaya çalışırken beni gafil avlıyor. Onun yaralarını sarmama müsaade etmiyor.”

Erdem karşısında çırpınan çaresiz bir adamın titreyen sesiyle başını kaldırıp Tolga’ya baktı.

“Zamana ihtiyacı var biliyorsun değil mi?

Son zamanlarda birbirinizi çok gereksiz yere kırdınız.”

Tolga başını onaylarcasına sallayıp önüne döndü.

“Ne yapmalıyım sence?”

“Bilmiyorum. Tavsiye alacağın en son insanım diyebilirim.”

Tolga kısaca Erdem’e bakıp ellerini beline koydu.

“Sen ciddi misin?”

Erdem normal bir şey gibi kafasını salladığında Nehir elindeki boş tepsiyi aralarında duran tezgaha koydu.

“Gayet ciddi.”

Tolga şaşırmış bir şekilde Erdem’e baktığında Erdem dudaklarını içeri doğru toplamış bakışlarını kaçırıyordu. Bu gerildiğinin işaretiydi. Konu üzerinde fazla durmaması gerektiğini kendini hatırlatıp Nehir’e dönen Tolga Nehir kendisine baktığında bir elini ensesine attı.

“Süleyman Amca neden çağırdı Ebrar’ı?”

“Bu sabah yanlış gazete almışım da ben onun fırçasını çekti sabah gelip, sonra dün annesinin mahalleye gelme mevzusunu sordu. Ebrar’ın ağladığını görmüş falan. Konuşacağım onunla dedi geldiği gibi yanıma gelsin dedi ve gitti.”

“Ebrar dün ağladı mı?”

Nehir “Sanırım yine pot kırdım.” diye mırıldandığında Erdem homurdanmakla meşguldü.

“Şom ağzını biraz kapamaya çalışsan keşke.”

Tolga kapıya yönelip kendini dışarı attığında Nehir Erdem’e döndü.

“Sen beni öldür gitsin valla Erdem abi. Ben yaşamayı hak etmiyorum.”

Erdem gözlerini devirip dışarıya baktıktan sonra Nehir’e kısa bir bakış atıp müşterileri işaret etti.

“Kızım git işine bak. Asabımı bozma benim.”

“Hadi Hulk yapabilirsin.”

Nehir’e yüzünü buruşturup baktığında Nehir bakışlarını yere çevirip sanki bir şey bulmuş gibi arkasını döndü ve hızlı adımlarla uzaklaştı.




Süleyman Bey’in dükkanına gelen Ebrar çalışanlara gülümsedi.

“Hoş geldin Ebrar abla.”

“Hoş buldum çocuklar. Süleyman Amca nerede?”

“Usta odasında abla seni bekliyor o da.”

Ebrar başını anladım dercesine sallayıp adımlarını Süleyman Bey’in odasına yönlendirirken “Kızgın mı?” diye sormadan edemedi. Çocuklar birbirlerine bakıp güldükten sonra Ebrar’a karşı başlarını sağa sola salladılar. Derin bir nefes alıp Süleyman Bey’in odasının kapısını tıklatan Ebrar içeriden “Gel.” diyen Süleyman Bey’i daha fazla bekletmeden odaya girdi.

“Gel kızım geç otur seni bekliyordum bende. Bugün tembelsin.”

Ebrar hafifçe gülüp Süleyman bey’in karşısındaki koltuğa oturdu.

“Öyle oldu biraz.”

“Eee anlat bakalım. Dün akşam nasıl geçti?”

Ebrar çekinerek Süleyman Bey’e baktı. Süleyman Bey öne doğru eğilip itiraz kabul etmeyen bir bakış attığında dün akşamı anlatmaya başladı. Sonlara doğru Süleyman Bey’in kaşları çatılmıştı. Ebrar beklemediği tepki ile karşılaşınca kalakalmıştı.

“Az bile demişsin kızım.”

“E-efendim?”

“Tabi ya az bile demişsin. Tolga’yı da güzel bir şekilde savunmuşsun.”

“Ama onu çok üzüyorum.”

Süleyman Bey bir eliyle sakalını sıvazlayıp duruşunu dikleştirdi ve gözlerini Ebrar’a dikti.

“Tabi ki de üzeceksin. Her ilişkide ya kız ya da erkek muhakkak biri diğerini daha fazla üzer. Önemli olan sonucunda ne derece kenetlenmeniz.”

“Ya kenetlenemiyorsak Süleyman Amca?”

“Sen ne dediğini duyuyor musun Ebrar?”

Ebrar endişeyle dudaklarını ısırdığında bakışlarını Süleyman Bey’den kaçırmaya çalıştı.

“Ben artık duygularımdan emin olamıyorum.”

Süleyman Bey oturduğu yerden kalkıp ona doğru yaklaşırken konuşmaya başladı.

“Çocuğun senin gözünün içine nasıl baktığını çok iyi görüyorum. Ve sen son zamanlarda bir hayli gerginsin. Bunun sebebini Gökmen’e bağlıyorum çünkü bir rekabet var aranızda en başından beri.”

“Ama Tolga Gökmen hakkında yanlış şeyler düşünüyor.”

“Ne gibi? Seni kaybetmek gibi mi?”

Ebrar başını çekinerek salladığında Süleyman Bey bir elini omzuna koyup hafifçe sıktı.

“Bu çocuk deli nedense kendimi görüyorum onda. Kıskanıyor kızım seni gayet normal böyle düşünmesi. Ayrıca duyduğum haberlere göre sen hiç Gökmen’den bahsetmemişsin ona.”

“Sana kim-“

“Kuşlar söyledi.”

Ebrar alıngan bir bakış attığında gülümsedi.

“Kafan karışık bu aralar bu yüzden Tolga ile alakalı çoğu şeye olmayacak gözüyle bakıyor olabilirsin. Evlilik mevzusunu da büyütme. Bırak annenler gitsin o zaman biz kendi aramızda yaparız sizin düğününüzü. Sıkma canını kızım sen.”

Ebrar duyduklarıyla kendini ağlamamak için sıkarken sadece başını olur anlamında sallamakla yetindi. Süleyman Bey yanına oturup elini tuttuğunda ona mahcup bir şekilde baktı.

“Şimdi Tolga ile ilişkini otur defalarca düşün. Sonunda pişman olma kızım. O çocuk seni mutlu edecek inan.”

Ebrar başını sallayıp gülümsedikten sonra kalkıp Süleyman Bey’e sarıldı.

“Teşekkür ederim. Beni anlayışla karşıladığın için. Beni dinlediğin için.”

“Ebrar sen benim kızım sayılırsın. Herkese kızım derim senin için. Beni bir baba olarak görmen bile ne kadar ruhumu okşuyor.”

Ebrar gülüp geri çekildiğinde Süleyman Bey göz kırptı.

“Hadi bakalım. Şimdi işinin başına dön.”

Ebrar oturduğu yerden kalkıp kapıya yöneldi. Çıkacağı esnada Süleyman Bey’in “Ebrar?” demesiyle duraksayıp omzunun üzerinden ona baktı.

“Efendim?”

“Unutma herkesin bir iç hesaplaşması var.”

Ebrar başını sallayıp odadan çıktıktan sonra çalışanlara son kez kolay gelsin deyip dükkandan çıktı.

Düşünecekti. Enine boyuna düşünecekti. Sonunda kendi mutluluğu için bir karar verecekti. Telefonunun titremesiyle duraksayıp elini cebine attı. Telefonu çıkartıp baktığında annesinden mesaj geldiğini gördü.

“İki gün sonra dönüyoruz.”

Telefonu cebine atıp derin bir nefes aldığı an şundan emindi. Kararı ne olursa olsun evlendiğinde ne Firdevs Hanım ne de Behçet Bey yanında olacaktı. İkisi de kendisini bir kez daha yok saymayı tercih etmişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ŞİMDİ KÖŞEYE SIKIŞTIN...(24)

Gökmen o gün şirkete gittiğinde kendini istemsizce kasılmış bir halde bulmuştu.  Şirkete adım attığı andan itibaren herkes duruşunu değiştir...